SADAKAT

Kitapların sadakatini, insanların bencilliğine değişmesi yalnızlığa itti onu. Ama onun bir anda sayamayacağı kadar çok ve hatta isimsiz, tek harfli isimleri olan eşine rastlanmayacak kadar anlaştığı arkadaşları dahi vardı. Saatlerini onlarla çay, kahve, tütün ile birlikte geçirmekteydi. Yemekler onlarla daha lezzetliydi. Belki herkes yazarın müsaade ettiği müddetçe hikâyelere hakim olabiliyordu. Oysa her hayat da bir hikâye değil miydi? Tamamlanmamış hikâyelerin hâlâ başkarakterlerini canlandıranlar, sayfalarını çevirdikçe gözlerinin önünde boş sayfaların harflerin, uyumlu sözcüklerin...

ÖLÜMLÜLERİN ENVANT...

Bir masa var, rengini tahmin edebiliyorum: Beyaz. Piti kareli kırmızı masa örtüsü üzerinde bir fincan, yanında su bardağı ile, acem çay tabağında ince belli yarı dolu bardak ve sigara mezarlığı bir küllük… Muhtemelen masada karşılıklı oturan iki kişi de sigara...

AZMETTİRİCİ YAZAR Ağu

AZMETTİRİCİ YAZAR...

Tarihî kütüphanenin rafındaki bir öykü kitabının ikinci çoğul şahsa hitaben emir cümlesi ismine karşı koyamadım ve yazarın dediğini yaptım: Bu Kitabı Çalın! Arkamda tüm heybetiyle duran güvenliğin gözü önünde bunu yapabildiğime önce şaşırdım, haliyle...

YEŞİL KAPILI EV

YEŞİL KAPILI EV I Yeşil avlu kapısı karşılardı beni her gelişimde. Avluya girmek için elimi kapının demir işlemeleri arasından uzatıp arkasındaki sürgüyü çekebilmem gerekirdi evvelâ. Küçükken yetişmezdi boyum, kapıyı açmak için tırmanırdım bin bir güçlükle....

SARI YAPRAKLAR

Kapı çaldı. Sessizce kapıya yöneldi. Mercekten dışarıya göz attı. Kimseler yoktu. Bir müddet bekledi. Kimsenin olmadığına emin olunca yavaşça kapıyı araladı, kapı aralığından göz attı son defa. Artık emindi, kimse yoktu. Ölüm sessizliği hâkimdi bahçeye. Öyle ki...

KAHVERENGİ ÇANTALI...

Olanca hızıyla önünden geçen tramvayın birazdan nasıl duracağını düşündü, olağandışı hıza şaşırdı. Tramvayın yarı ayna camından saçını düzeltirken içerideki insanlara odaklandı aniden. Başını öne eğip sarı çizgiyi geçip geçmediğine baktı. Solundaki...

BENİM DOĞDUĞUM YERDE Mar

BENİM DOĞDUĞUM YER...

Benim doğduğum yerde babayı alırdı çocuklar en saf duygularıyla yaklaştıkları annelerinden. Ablaları yalan söylerdi dürüstlük abidesi kıvamında. Abileri çoktu çocukların. Kardeşleri olmasını istemiyorlardı, ölmesini istiyorlardı, ölsen de kurtulsak, diyorlardı....

YENİ NESİL OKUYUCU: KİTAP VİRÜSÜ

Efendim, “Elektroniğin fendi, gelenekseli yendi.” naraları atmak değil amacım. Sizde de aynı çağrışımı bırakmıyor mu? “Elektronik” sözcüğünün iticiliği, kitabın önünde eğreti duruşu, diğer yandan gelenekselin asaleti, matbunun ruhu, hissiyatı, yüceliği(!)… Meselemiz; “yeni nesil kitap nedir, geleneksel kitap neden bu kadar sevilmektedir; e-kitap öcü müdür, matbu ise çok mu sevimli midir?” sorularına farklı bakış açılarıyla yaklaşmak. Sunacağım argümanlarla kesin bir kanıya varmaksızın, “e-kitap mı matbu mu?” sorusunu bir paradoksa çevirmeden, görüntüyü daha pirüpak...

HEKİMOĞLU İSMAİL İLE

DED, 26 Kasım Cumartesi günü unutulmayacak nadide günlerinden birini yaşadı. Hekimoğlu İsmail, bizleri –DED Gençlik Komisyonu’nu- kırmadı, derneğimizi teşrif etti, onurlandırdı. Bizler de Edebiyat ve tarih üzerine temellenen hayata dair birçok konuya da değinen Hekimoğlu İsmail ile dolu dolu bir buçuk saatlik söyleşi gerçekleştirdik. Hekimoğlu İsmail, evvelâ Türkçülük Hareketi’nin yaygınlaştığı 1950 sonrası döneme dair izlenimlerini aktararak başladı sözlerine. Nihal Atsız’dan Mehmet Emin Yurdakul’a Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden alıntılar yaparak onlara...

GÜN, GEÇTİKÇE BİTER Ara

GÜN, GEÇTİKÇE BİTE...

Servi gibi ümitler döndü birer iğdeye, Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye Yaşam, baştan sona mütemadiyen sürmekte olan ikilemler arasında tercih yapmak zorunda olduğumuz büyük bir oyun gibi algılanıyor insanlarca. Bir bakıma ayağında prangalarla gezintiye...

BİR HAYAL KURDUM Kas

BİR HAYAL KURDUM

Bir hayal kurdum, bir de baktım ki uyanmıştım. Bir davet vardı, davet edilmiştim yani, şölen davetine, katılmıştım da. Merak etmiştim ne yalan söyleyeyim, hem de çok. Aceleciydim, aynı zamanda mahçup, mağrurdum da ama kibirli değildim. Duygumun, içgüdümün peşinden...

SON YOLCULUK

Sabah erkenden ayrıldım evden, güneşin ilk ışıklarıyla… Evde biraz daha oyalansaydım gün, aydınlığına kavuşacaktı ama belki de bu sokakları, bu denli tenha bulamayacaktım. Çocukken ne bu saatlerde ne akşam karanlığında yani tenhalığın zevkini çıkaramadığımdan...

HASAN PAŞA HANI’NDA Ağu

HASAN PAŞA HANI...

HASAN PAŞA HANI’NDA Temmuz günlerinden birinin öğlen sonrasında, Ulu Camii’den dönüyordum. Yıllardır böyle bir bunaltıcı havaya şahit olmamıştım. Bu diyarda pek geçmişim olduğu söylenemez; topu topu iki yaz geçirdim. Bu topraklara ilk adım atışım evvelki yaza...

MAHCUP BİR GENÇ

Oturduğu koltuğun gıcırtısından kitabına bir türlü yoğunlaşamıyordu. Artık zamanı gelmişti, kendine yeni bir koltuk almanın. Ama hangi parayla alacaktı? Hattızatında, koltuktan ziyade ne zaman kitabının başına geçse dikkatini dağıtacak herhangi bir vuku bulmazsa...

MÜTEDEYYİN BİR GENÇ

Yine koşuşturmacanın eşiğinde, karşısına nelerin çıkacağını düşünmeden atmıştı kendini hayatın hızlı akan sokaklarına. İnsanlar koşuşturuyor, çocuklar eğleniyor, köpekler miskin miskin yatıyordu o sokaklarda. Köşeyi döndüğünde adımlarını git gide daha da büyütmeye başladı. Kız Taşı’nın gölgesinden atlarcasına geçti, burada asırlar önce de kendisinin bastığı yerlere basan, geçtiği yerlerden geçen birilerinin olduğunu düşünerek tarihi bir kahraman gibi hissetti kendini. Tarih içindeki serüveniyle istikametini belirliyor, tarihten kahramanları hissederek, onlarla mücadele...

SİNEMADA TEKTİPLEŞTİRİLEN BEĞENİ

Evet, sinema bir sanattır ve her sanatın olduğu gibi sinemanın da belli kıstasları mevcuttur. Bu kıstaslar, bir takım teknik kriterleri içermekte olduğu gibi, nesnel boyuta indirgenememiş ve değişiklik içermektedir. Ülkemizde yılda onlarcası düzenlenen, dünyada binlercesi hazırlanan geleneksel film festivallerinde birçok sinema eleştirmenleri, aynı filmi beğenmedikleri gibi hayranlıklarını birbirinden çok farklı filmlere sunabilmekteler. Elbette ki bu beğenilerini çeşitli kriterler çerçevesinde temellendirmekteler; fakat kriterler, çeşitli beğeni tarzlarına uydurularak kullanılmaktadır. Bu da...

ZORAKİ KRAL

Oscar törenlerinin klasik konuşmaları, her yıl tekrara düşercesine gerçekleşir durur. Kendine özgü konuşmasını yapanlar da illaki farkını ortaya koyar, unutulmaz, hatırlanır. Tom Hooper, 2011 Akademi Ödülleri’nde en iyi yönetmen ödülünü kazanmanın verdiği mutlulukla...

BİTLİS’TEN N...

Bitlis’ten New York’a Uzanan Serüven: New York’ta Beş Minare Hayatta bazı gerçeklerin gölgesinde oluşan hataların veya yanlış anlamaların ortaya çıkardığı kötü bir zemin mevcut olur. Bunu her alanda görmek mümkün. Fakat doğru bildiğimiz gerçeklerin bu...

ABANT: MAVİYLE YEŞİLİN DANSI Kas

ABANT: MAVİYLE YEŞİLİN DANSI

Memleketin her karış toprağı adeta cennet. Doğusu ayrı güzellikte, güneyi ayrı, kuzeyi ayrı… Gitmek isteyip de gidemediğim, görmek isteyip de göremediğim o kadar çok güzelliği var ki bu cennet vatanın: Sümela manastırı, Uzun Göl, Muradiye Şelalesi, Malabadi Köprüsü, Nemrut, Hasankeyf, İshakpaşa Sarayı, Harran, Damlataş, Ashab-ı Kehf, Mardin, Karadeniz’in yemyeşil yaylaları ve Fatih Sultan Mehmet’in görüp de hayran kaldığı. “Lala Lala, çeşm-i cihan bu mu ola?” dedirten o eşsiz güzellikteki Amasra… İnşaallah bütün bu güzellikleri gidip görmek ve bu sayfalardan size aktarmak bu fakire...

RÜYALARDA BULUŞALIM

Yıl 2003. İlköğretim son sınıftayım. Okulun bütün panolarına asılan bir duyuru çok dikkatimi çekmişti. Kırmızı arka plan üzerine dikkat çekici bir yazıyla üç boyutlu bir kısa filmin o gün sinema salonunda tüm öğrencilere tanıtılacağını içeren bir duyuruydu. Kısa film de ne oluyor? Üç boyut da neyin nesi? 13 yaşındayım ve şehirde bulunan küçük bir kültür merkezinde, gösterimdeki filmin ancak aydan aya değiştiği sinemadan başka bir sinemayla tanışmayan ben, haliyle ne bir kısa film gördüm, ne de üç boyut denilen terimi daha önce duydum. Duymayı bırakın tahayyül bile edemedim...