ETİKETLER

İLGİLİ YAZILAR

PAYLAŞ

ARZ-U HAL: SENSİZİM

Anladım. Sensiz kalınca kimsesiz kalıyormuş insan. Ruhum ölümsüzleşip bedenim paramparça terk ederken dünyayı sessizlik ile seyredilince anladım.

Yeryüzünde hiçbir yol beni sana getiremedi. Gök kapılarının aralandığı şu gecede sana anlatmaya geldim. Sessizliğimi, sensizliğimi, kimsesizliğimi… Adım Mazlum. Dünyanın dört bir yanında ölen benim. Hüzünüm ben kara gecelerde yüreklere oturan benim. Ben yetimim, ben garibim, her savaşta yenilen benim. Filistin’de kolları bacakları budanan genç bir delikanlıyım. Rabia-tül Adeviyye’de tek kurşunla vurulan genç bir kızım. 75 yaşında, saçı beyaz, sakalı beyaz idamlık bir ihtiyarım Bangladeş’te.  Orta Doğu’da vatanını avucunda taşıyan sapanlı mücadelesiyle zalime meydan okuyan yürekli çocuğum. Bazen sahile vuran bir bebek bazen babalarının kucağında elma kokulu bir ölümle melekleşen iki minik bedenim. Sensizlikten bozulan düzende ayaklar baş olunca ölen hep ben oldum. Duvarlar örüldü sanki setler çekildi de aramıza kimse görmedi beni. Sesim gökleri parçalarken ölüm sessizliği sarmıştı sanki her yeri kimse duymadı beni işitmedi. Dünya mazlumlarının sesini sesime kattım bu gece sana duyurmaya geldim.

Sana anlatmaya geldim. Onurumuzun nasıl hiçe sayıldığını, susturulan ezanlarımız ile devrik kubbelerimi, haddini aşan zulümleri ve o an anlamını yitiren özgürlüklerimizi. Sana anlatmaya geldim.  Doğunun ve Batı’nın farklı bir yerinde her gün ölüyorum. İsmi değişiyor şehirlerin yörelerin ama senaryo aynı. Aynı filmi defalardır izliyor dünya. Hala tanıyamadılar beni, yazık! Oysa yanı başlarında açlıktan öldüm, paylaşmayı unutan Müslüman kardeşlerin yanı başında.  İşgal edilen kutsal vatanlarda siper edilen ölü bedendim yollara savrulan. Sarsılan dengede zalime kıtalar düşerken payına zindanlar düşen benim. Tuzaklara meyal uzak coğrafyalarda bombalarla savrulanların bedeniyim bu gece. Namus lekesi değil alnımdaki, suikastçıların nişanıdır. Haklı davamda haksızlığa uğrayan benim. Düşünce suçlusu, sevda tutuklusuyum. Yıllardır dinmeyen yaraların sahibiyim ben. Dermanımı almaya geldim.

Açılsaydı şu göklerin kapısı da bembeyaz yollar kurulsaydı da gelseydin… Miraç’tan iner gibi. Hac’dan döner gibi. Gelseydin şu dünya sürgününde asırlardır süren bekleyişimizi görürdün. Özlem dolu, hasret dolu. Sana meftun sana hayran olanların ağır imtihanını görürdün. Sanki bitmeyen bir kış misafir oldu da baharlarımıza kurudu bahçelerimizde merhametimiz, sen kokmuyor artık güllerimiz. Yellere savruldu tüm hasadımız. Güneş unuttu sanki doğmayı, yağmurlar bilmiyor artık yağmayı. Sanki nefesini tutmaya yeminli rüzgârlar esmiyor bir türlü. Kokunu getirmiyor Sevr’in eteklerinden. Ah sensizim, sahipsizim.

Gelseydin, içinim göklerinden sesini duyardın, yeşerirdi yeniden insanlık. Yıldızları çalınmış geceler yine serilirdi semaya yorgan misali. Gelseydin yolunu gözleyen yaşlı gözler görürdün. Sana susayan deryaların yorgun düşen limanlarında çaresiz anneler görürdün. Gelseydin meşrulaştırılan katliamlarda ölümün nasıl da hüner sayıldığını görürdün. Evladının tabutunu taşıyan babalar, babalarını hiç göremeyen evlatlar görürdün.

Ne olur, gel artık! Huzurda duam bitmeden… Ufuklarda kandiller sönmeden gel. Düşkünlerin umudu tükenmeden gel. Sana muhtaç yine devirler. Altın devrini yaşıyor riya, inkâr ve ihanet. Adımlarını unutmadan mekânlar gel. Nisan misafir olmuşken takvime, ayakta bekliyor seni kâinat. İşte tam vaktidir kavuşmanın haydi gel!

Gel ki dinsin acılarım. İyileşsin yaralarım. Gel ki gülmeyi unutan gözlerim gülsün.  Sözde demokrasilerinin enkaza çevirdiği evlerimizde kurulsun iman kaleleri. Kapkara bulutlarla kirlenen gökyüzü mavi beyaz elbisesini giysin. Rahmet ile essin meltemler. Yeşersin güzel ahlakın gönül bahçelerinde. Yıllardır süren şeb-i yeldanın güneşi ol gel. Bir daha yazsın mevlidini Süleyman. Aşk görsün taşlaşan kalpler. Bayram yapmayı unutanların sevinci ol gel. Uyansın şehadet uykuna yatan babalar ağabeyler eşler evlatlar. Hâkimi sorgulayan mahkûm sorguları bitsin artık gel. Ömer yürekli adalet ile kurulsun teraziler. Geri gelsin sadık dostlar. Ayağa kalsın artık şu Medine mezarlığında yatanlar! Hamzalar Musablar… Gel artık ne olur gel! Arzu halim ayandır gel. Özlemim dağlar kadardır gel. Çatladı dudaklarım, muhtacım sana su gibi gel. Sensizlik ev sahibi ben ise misafir kaldım. Tüm kervanlar bırakıp gitti beni. Gerilerde kaldım. Takati kalmadı zayıf kollarımın. Sana gelemiyorum ben. Beni sesiz bırakma sen bana gel. Ah sensizim, sessizim, kimsesizim…