ETİKETLER

İLGİLİ YAZILAR

PAYLAŞ

SİZ KİMSİNİZ BAYIM?

Karşıma dikilip de, savaş açmış gibi suratıma doğru Perec okunmanız da neydi öyle? Bir duvarın, yumruklarla, dalgınlıklarla, sayıklamalarla ve harflerle yıkılıp gitmeyeceğini bilmiyor musunuz? Bir duvar, ancak tepeden tırnağa ıslanabildiğinde yıkılabilir. Oysa elinizde oynayıp durduğunuz yalnızlığınız ise, kuru, kupkuru bir tehditten başka bir şey değil. Hiç şöyle bir uzaktan, bulvarların kıvrımlarından, durakların sıkıntısından şehri izleyemeden doğuran ben, bir de sizin için annenizin yarım bıraktığı işi tamamlıyorum. Koridorda saklanmalara, yanlış ve yalnız aramalara, çalmayan kapılara, cepte biriken makbuzlara, öpülmemiş yanaklara, ikinci el yataklara, iman ağrılarına, dalgınlıklara hep dalgınlıklara sizi her gün bir kez daha doğuruyorum. Göbek bağınızı da bilhassa kesmiyorum. Sizi bayım, insancıl kuruntulara salıp, çekebileceğim etten, yağdan, kıkırdaktan bir tasmaya nedensiz ihtiyaç duyuyorum. Sizi, her gün doğuruyorum, siz her gün kapıdan ölmüş olarak giriyorsunuz. Bayım sizinle biz her gün kanıyoruz. Sizinle biz her gün çoğalıyoruz. Fakat sizinle biz hiç tanışamıyoruz. Ben, sizi dur durak bilmeden izliyorum bayım. Sizin aksinize de, hani çoğu zaman üzerime doğru yapıyorsunuz ya, dalıp da gidemiyorum. Hüzünlenemiyorum da. Uykunuzda çok fazla sayıklıyorsunuz bayım. O kişi kimse, her gün aynı şeyleri ona anlatıyorsunuz. Fakat bazen isimleri karıştırıyorsunuz. Son zamanlarda sıçrayarak uyanıyorsunuz. Ürküyorsunuz. Uyandığınız gibi, avuçlarınızla battaniyenin içini yokluyorsunuz. Neyi arıyorsunuz bilmiyorum. Arayıp da bulamadığınız her ne ise, o anda yüzünüzde ki kasılmalar yumuşuyor, o vakit ayıldığınızı anlıyorum. El yordamı ile yatağınızın başında ki bardaktan bayat suyu köpürterek içiyorsunuz. Yatağınızın içinde biraz öylece bekleyip, az biraz öksürük nöbetine girdikten sonra, masanızın lambasını yakıyorsunuz. Tepesi lamba ile aydınlatılmış masanız, size sanki bu karanlık odanın içinde başka bir oda gibi geliyor. Dalgınlıklarınızın çentikleri ile eskimiş beyninizi tıklatarak içine girebileceğiniz bir oda bu. Zamanınızın çoğunu burada geçiriyorsunuz. Boş sayfaları karalıyor, kitaplar okuyorsunuz. Sanırım fark etmiyorsunuz ama bazen bitirdiğiniz kitapları tekrar okuyorsunuz. Bazen hoşunuza giden bir şiiri defalarca okuyorsunuz. Şiir zevkimiz pek uyuşmuyor sanki, o anlar da sıkılıyorum. Rutubet ve kış soğuğu kokan nefesim, biliyorum migreninize sataşıyor. Bu hastalıktan kurtulmanız için, size hastane koridorları kokan tablet ilaçlar değil, şakaklarınızın gerisinde ki o yağ topunu çekip çıkaracak ağzı narkozlu bir çengel lazım. Hem böyle olunca aklınızı bulandıran, o düşünce, o hatıra, o saplantı her ne ise işte, bakarsınız ondan da kurtulabilirsiniz. Dışarı çıkmadığınızda sigara paketiniz gece yarısı olmadan yarılanmış oluyor. Çok fazla içiyorsunuz. Öksürük nöbetlerinizden komşularınız rahatsız oluyor. Duyuyorum. Kapınızın kolu bozulduğundan beri, her gece yatmadan önce onu kontrol ediyorsunuz. Galiba onun kendiliğinden tamir olmasını bekliyorsunuz. Odanızda bir halı olmadığı için ayaklarınız durmadan üşüyor. Size bir terliğin ihtiyaç olduğunu karnınıza giren ağrılar bas bas bağırıyor ama almayacaksınız biliyorum. Biraz yorulsanız, kendinizi boylu boyunca ikinci el yatağınıza atıyorsunuz. Uzunca bir süre tavanı seyrediyorsunuz. Orada öyle uzanırken, kendinize oyunlar kuruyorsunuz. Üflenen sigara dumanından şekiller uydurma gibi şeyler. Bazen bir ses duyuyor, birden irkiliyorsunuz. Kapınızın çaldığını zannediyorsunuz. Sizin kapınız çalmıyor bayım, onlar başka kapılar. Artık, gözlerinizi kapattığınızda gördüğünüz tek şey, kendinizi zorladığınız gerçeği. Bir de, bana yumruk attığınızda değil de, üzerime kaleminizle bir şeyler yazdığınızda canım acıyor. Bir duvarım ben. Bunu anlayın lütfen! Böyle şeyleri pek konuşmayı sevmiyorsunuz ama sanırım siz bir kızdan hoşlanıyorsunuz bayım. Onu unutamıyorsunuz. Defterinizden kopardığınız kâğıtlara onu çiziyorsunuz. Güzel bir kız bayım. Belki de çok güzel. Şayet yapabiliyorsanız unutun onu. Güzel çünkü… Günlük tutuyorsunuz bayım. Affedin anlayamıyorum. Hiçbir şey olmuyor ki, hiçbir şey değişmiyor. Neyin mazbatasını tutuyorsunuz? İşte böyle bayım, ben sizi hep izliyorum. Bir duvarın arkasında ne saklanabiliyorsa, her şeyinizi bir bütün olarak biliyorum. Yalnız bir tek isminizi bilmiyorum. Çünkü bu odanın içinde kimse sizin isminizi seslenmiyor. İşte bu yüzden bir türlü tanışamıyoruz. Siz, kötü bir adam değilsiniz bayım, sadece kafanız çok dolu. Sadece kafanız çok boş ve kafanız, kafanız hiç kendinizde değil. Siz kötü bir adam değilsiniz, siz bayım siz biraz şeysiniz, şey ne denir ki, şey işte. Açıkçası bayım siz, siz daha çocuksunuz çünkü bir türlü unutmayı bilmiyorsunuz. Biraz bayım, biraz boş verip eğilseniz, eğilseniz anlayacaksınız bayım, artık bitti. Normalleşin siz de, siz bayım siz çok hüzünlüsünüz ve çok kapalı, evet aslında siz çok kapalı bir adamsınız, ne oldu bayım üzdüm mü sizi? Üzülmeyin, sözlüğe bakar, bunu da ezberlersiniz. Bayım ben artık sizim, merak etmeyin ben karşınızdaki bir başkası değilim, o yüzden aldırmayın, ben sizi üzemem. Siz kendinizi üzemezsiniz bayım siz en fazla hüzünlenirsiniz. Niçin bayım niçin? Niye uykularınızda bırakıyorsunuz kendinizi, hâlbuki gözünüzü bir açsanız anlayacaksınız, her şey o yazarın dediği gibi normalleşecek. Bayım siz bir ahmaksınız, hiçbir şey istediğiniz gibi olmayacak, kafanızda küçük bir yere koyduğunuz o küçücük insanlarınız, o küçücük planlarınızdaki gibi mutlu ve huzurlu olmayacaklar. Bunu biliyor muydunuz? Hiçbir şey, hiçbir tasarı gerçekleşmeyecek. Hoş olmayın bayım, çocuk olmayın, olsa oldurabilenler oldururdu zaten. Siz kayboldunuz bayım, evinize gidin. En iyi bildiğiniz bu eski sokaklarda, daha çocukken kaybolmuşsunuz siz. Boş verin bunları, insanları da boş verin. Evinize gidin. Siz kimsiniz bayım?