ETİKETLER

İLGİLİ YAZILAR

PAYLAŞ

ÖZGÜR GÜVERCİN

Yine silah seslerinin geldiği bir sabahtı. Aslında hiç susmamıştı ama hava aydınlanınca daha da şiddetlenmişti. Nisa kucağındaki bir yaşındaki oğluyla beraber bir yıkıntı binanın içine saklanmıştı. Çaresiz ve bir başınaydı. Tek yaşama sebebi oğluydu. Kocası Mustafa’yı ve iki kızı Nesrin ile Ayşe’yi evlerine düşen bir bomba sonucu kaybetmişti. Nisa ile oğlu Muhammed bombanın düştüğü sırada başka bir odadaydı. Bomba onların kaldığı odaya isabet etmemişti. Kader onların daha yaşamaları gerektiğini gösteriyordu. İki aydan beri yıkıntıların arasında saklanıp duruyordu. Her an ölecekmiş gibi korku ile yaşıyordu. Birkaç kere muhaliflere sığınmıştı ancak yapılan bir saldırı sonucunda muhaliflerin çoğu öldürülmüştü. Nisa ile oğlu ise yine kurtulmuşlardı. Nisa bu olaydan sonra artık tek başına dolaşıyordu. Muhaliflerle beraber kalmak ölüme bir adım daha yaklaşmak demekti.  Humus’ta çatışmalar hala şiddetli bir şekilde devam ediyordu. Nisa sınır ülkelere kaçmayı düşünüyordu ancak bu çok zordu hem oralara çok uzaktaydı hem de bu çatışmalar arasında oraya yetişene kadar vurulurdu. Bunun için iyi düşünmesi ve iyi karar vermesi gerekiyordu. Humus çatışmaların en yoğun olduğu bölge konumundaydı. Saat başı bir bomba düşüyordu. Oradaki insanlar ölüm ile burun burunaydılar. Her an bir bomba düşecek korkusuyla yaşıyorlardı. Tabi yaşamak denirse buna. Devlet güçleri muhalifleri hedef aldığını ve sivillere zarar vermediğini söylese de binlerce sivil hayatını kaybetmişti. Kaybetmeye de devam ediyordu. Devlet muhalif ve sivil ayırt etmeden her yeri bombalıyor ve silahlarla vuruyordu. Daha bir saat önce uçaklardan atılan bir bomba ile ortalık cehenneme dönmüştü. Bomba Halid Bin Velid anısına yaptırılan ve onun mezarının da içinde bulunduğu Halid Bin Velid Camisinin yakınına isabet etmişti. Cami Büyük hasar almıştı. Caminin etrafında bulunan insanların bazıları yaralanmış bazıları ise orada can vermişlerdi. Nisa bu hadiseyi korku içinde seyretmişti. Kaldığı harabenin de her an bombalara isabet olacağını düşünerek hemen oradan uzaklaşmıştı. Harabeye dönmüş caddelerde kucağındaki oğluyla beraber yürüyordu. Esmer yüzü atılan bombadan sonra toz içinde kalmıştı. Elbisesinin bazı yerleri yırtılmıştı. Harabe yolda kimseye yakalanmadan hızlıca yürüyordu. Sonra ileriki sokaktan sesler duymaya başladı. Hemen panik içinde yıkılan binalardan birinin kalan son parçalarının arasına saklandı. Sesler gittikçe yaklaşıyordu. Eğer gelenler muhaliflerse korkacak bir şey yoktu. Ama gelenler Esad askerleri ise işte o zaman korkması gerekecekti. Sesler yaklaştıkça gelenlerin Suriye ordusu olduğunu gördü. Korkudan titremeye başlamıştı. Zarif kalbi bir serçenin kalbi gibi küçülmüş ve sanki kimseye duyurmamacasına yavaş atmaya başlamıştı. Askerler gülerek yıkıntıların arasından yürüyorlardı. Nisa onlardan o kadar korkuyordu ki kucağındaki bebeği boğarcasına sımsıkı tutmuştu. Askerler uzaklaşınca kalp atışları düzeliyor ve rahatlıyordu. Yıkıntının arasından yavaşça dışarı doğru yürüdü. Askerler uzaklaşmıştı ve etraf sakin görünüyordu. Toza bulanmış yüzünü elbisesiyle sildi. Sonra bebeğinin yüzündeki bezi kaldırarak oğluna baktı. Tekrar bezi yüzüne kapatarak yürümeye devam etti. Uzaktan silah sesleri gelmeye başlamıştı. Ve başının üstünden uçaklar geçiyordu. Her uçak geçtiğinde panik içinde yere çömeliyordu. Uçaklar gidince tekrar yoluna devam ediyordu. Susuzluktan çatlamış dudakları hep dua ediyordu. Yakalanmadan sınırı geçmek yakalansa bile en azından oğlunun kurtulmasını istiyordu. Bunun için durmadan yürümeli sınıra yakın şehirlere varıp sınırı geçmeliydi. Nisa kucağında Muhammed olduğu halde korku içinde yürüyordu. Güçsüz ve zayıf vücudunun işkencelere nasıl dayanacağını düşünüyordu. Ve düşündükçe korkusu iki kat artıyordu. Her an yakalanacakmış gibi hissediyordu. Korku iliklerine kadar işlemişti. Askerlerin yakaladığı insanlara nasıl işkence yaptığına tanık olduğu günden beri onlardan ölesiye korkmuştu. Onlara yakalanmak asla istemeyeceği bir şeydi. Ama maalesef bu sefer kader onun yanında değildi. Karşıdan gelen askerlerin tam önüne gelmişti. Askerler onu görmüş ve hemen kovalamaya başlamışlardı. Nisa yıkıntılardan birinin arasına saklanmıştı. Korkudan yine elleri titriyordu. Ve kalbi yine usulca çarpmaya başlamıştı. Askerler onu arıyorlardı. Uzun bir aramanın ardından aramayı bırakıp tam gidecekken Muhammed ağlamaya başladı. Askerler, Nisa’yı elleriyle koymuş gibi buldular. Nisa’nın kahverengiye çalan gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Yakaladıkları kadınlara yaptıkları işkenceleri hatırlayınca gözlerindeki yaşlar daha bir çoğalıyordu ve sıcak toprağı ıslatıyordu. Yirmiye yakın asker onu ve Muhammed’i alıp kaldıkları üste götürdüler. Askerlerden bir tanesi onu bir odaya koydu. Önce Üzerindeki kırmızı elbisesini çıkardı. Ardından başındaki örtüyü çıkardı. Esmer tenini kocasından başka kimse görmemişti ve dokunmamıştı. Ama şimdi başka eller ona dokunuyordu.  Nisa korku içinde ve yalvaran bakışlarla onu soyan askere bakıyordu. Sanki dili tutulmuştu konuşamıyordu. İçinde binlerce kelime geçiyordu ancak hepsi boğazına gelince düğümleniyordu. Sadece askerin gözlerine bakıyordu. Şimdi sadece elleri değil bütün vücudu titriyordu. Odanın ortasında çırılçıplak kalmıştı. Asker ise hakaretler yağdırmaya küfürler etmeye başlamıştı. Pantolonundaki kemeri çıkardı. Nisa’nın esmer rengindeki sırtına vurmaya başladı. Nisa konuşmuyordu çığlıkta atmıyordu. Sadece titriyor ve susuyordu. Asker ise ona vurmaya devam ediyor hem de küfürler savuruyordu. Nisa’nın ve her kadının hayatında en son isteyeceği şey eşinden başka bir erkeğin zorla ona sahip olmasıydı. Asker üzerindeki elbiseleri çıkartmaya başlamıştı. Nisa’nın korku dolu bakışları arasında ona zorla sahip olmuştu. Nisa hiç direnmemişti. Çünkü ruhu yaralanmış ve incinmişti. Askere karşı koyacak gücü kalmamıştı. Asker odadan çıktıktan sonra Nisa hala titriyordu ve ağlıyordu. Ardından başka bir asker içeri girmişti. Aynı şekilde önce hakaretler savurmuş ve dövmüş sonra ise ona zorla sahip olmuştu. Birçok asker böyle yaparak içeri girmiş ve çıkmıştı. Nisa için artık yaşamanın bir anlamı yoktu. Bütün benliği yok olmuştu. Onuru kırılmıştı. Ruhu derin yaralar almıştı. Hayata dönmesi imkânsızdı. Muhammed ise dışarıda ağlıyordu. Nisa onun sesini duyunca hayata döner gibi oldu. Ancak bir ses onu tekrar hayattan koparmıştı. Bu ses bir silah sesiydi. Artık Muhammed ağlamıyordu. Sonsuza dek susmuştu. Nisa içeri giren bir askerin yüzüne nefretle baktı. Asker belindeki silahı çıkardı. Nisa’ya doğru doğrulttu. Nisa hiç korkmuyordu. Çünkü ölüm onun için bir kurtuluş yolu olmuştu. Nisa askerin suratına nefretle bakarken yeşil renkli duvarlarla kaplı odada bir ses yankılandı. Ve kırmızıya boyanmış bir duvar kaldı. Nisa artık yaşamıyordu. Bir melek olmuş havalanmıştı gökyüzüne.