ZAMAN, RÜZGAR VE İNSAN
Yine sabah… Yeni güne başlamanın heyecanı terk edeli çok oldu. Bahar mevsimi geçeli de. Şimdi puslu sabahlar, bahara özlem duyanlara acı çektirmek isteyen, her gün bir başka yönden esen rüzgârlar var. Bir de baharı özleten insanlar var aralarında kayıp gittiğim. Kış gibi soğuk, rüzgâr gibi ne yöne eseceği belirsiz. İstisnasız hepimizi içinde çeviren zaman… Nice baharları saniyelik anlara çevirerek ve kim bilir kaç insanı bir bahar daha diye beklerken yutan. Akıyoruz zamanda. Her akışta bir parçamızı bırakarak durmadan akıyoruz; hiçbir yeri, hiçbir şeyi dolduramadan. Sürekli özleyerek, elimizdekilerin kıymetini bilmeyerek… Bu kısa kış günü de akıyor. Şu puslu sabahın güneşi de batıyor.
Geceler böyle masum geçmiyor. Genelde yalnız ve buruk. Uzaklardan gelen bir gemi sesi. Şu uzaklara gitmek isteyenlere seslenen gemi nereye gider? Nefes nefese ona koştuğumu düşünüyorum şimdi. Yanıma hiçbir şey almadan öylece beni çağıran gemiye koşuyorum. Yetişirsem eğer her şey bambaşka olacakmış gibi. Nereye eseceği belli olmayan rüzgârdan, uzun baharları öğütüp birkaç an’a sığdıran zamandan kurtulacakmışım gibi. Ve düşünüyorum şimdi tüm şehirde benim gibi rüzgâr, zaman ve aralarında kayıp gittiği insanlardan kurtulacaklarını düşünenleri. Aynen nefes nefese o gemiye koşuyormuş gibi. Gidersem eğer bu şehre kendimi gömüp gidecekmişim gibi.Ama gidemem ben. Duruyorum. Kaç kişi durup vazgeçmiştir benim gibi? Şimdi o gemiyi kaçırdığıma efkârlanıyorum. Benim gibi olanlara, geminin sesini işitip koşanlara ihanet etmiş gibi kendime içerliyorum.Gelemem ben, gömemem bu şehre kendimi. Nereye koşsam bir hatıranın pişmanlığı kaçtığımı hissedercesine benimle koşar. Hangi gemi bu yüklerle uzaklara taşır ki beni?
Bu kış gecesi de öğüten zamana inatlaşırcasına uzayıp duruyor. Olan bana oluyor nihayetinde. Öğütsün, unuttursun bu geceyi zaman. Zaman da bana inat öğütmez şimdi bu geceyi. Kendisi durur, geceyi salar üstüme beni yutsun diye. Oysa gece de zamanın getirdiği yeni bir gün ile benim gibi akmaya ve kaybetmeye mahkûm. Bir gece daha beni eskiterek kısa bir kış gündüzüne bırakıyor yerini. Bir gün daha biterken böylece ve güneş doğarken mutlu insanlar üzerine, ben biten günün tesellisi olarak zamanın avucuma tutuşturduğu yarının silik anılarıyla ve yüzümdeki kim bilir kaç gün sonra iyice belirginleşecek çizgilerin habercileriyle dünü bitiriyorum. Dün ihanet ettiğim, benim gibi düşünenler de yok artık bu şehirde. Onlar kendilerini bu şehre gömüp zaman ve ne yöne eseceği rüzgârdan kurtuldular. Yine yalnızım bu şehirde.
Yapmam gerekenleri sıralıyorum yeni güne ısınabilmek için. Sıraladığım işlerden sonra gün gelip geceye dayanıyor. İçimden bir zehir boşalıyor, kalbim çarpıyor. Önemsemiyorum bu kalp çarpıntısını, bu zehrin boşalışını. Şehrin sessizliğini dinliyorum sonra. Uyuyan mutlu insanların sessizliği bu. Gecenin dostları her biri. İmreniyorum.
Şimdi bu yeni günde uzaklara gidemediğim için bana nispet esen rüzgâr, ağlayamayışıma inat ağlayıp duran gökyüzü, içimdeki çığlıklara inat şu sessizlik…. Şehri yine ele geçirirken ben tek çare dua ediyorum bu gece, o gemi tekrar geçsin ve beni götürüsün diye.
Çok güzel yazmışsın canım maşAllah…
duygu yoğunluğunu okadar güzel kelimelere dökmüşsün ki yazdıklarını okurken aynı anda yaşadım. Allah kalemine kuvvet versin
Zaman, insan ve rüzgarın ortak paydası:gidiş, akış…
Ve insanın diğer ikisini dışardan seyredişi…
Bir gün o gemi buaralara da uğrar mı acaba?
Kaleminize sağlık sayın Merve AYTAÇ…
Yazılarınızı ilgiyle tekip ediyoruz…
Yazınız çok güzel zamana karşı koyamamak ve zamandan kaçamamak,kaçmak istesek te hatıralarımızla beraber hangi gemi alır ki bizi çok haklısın aslında kalemine sağlık….
Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ediyorum arkadaşlar.