KIRMIZI BİSİKLET
Pekiyilerle dolu bir karnenin hediyesi olarak yarıyıl tatilinde, tam da bir kış günü girivermişti hayatıma, kırmızı bisiklet.. Bana ait olan ilk şey belki de.. En yakın arkadaşımı arkama atıp yokuşaşağı kendimi bıraktığım, zincirleri çıktığında yakınarak biraz da sahip olmanın verdiği keyifle onardığım, akşamları büyük dikkatle kilitlediğim kırmızı bisikletim. Çocukluğuma damgasını vuran ve hayatta sahip olduğum ilk şey olan bu bisiklet, bir çok şeye sahip olduğum ancak hiçbir zaman eskisi kadar keyifli olmadığım şu zamanda tekrar çıktı karşıma.
Hayatı çok da yolunda gitmeyen insanlar, her daim işaretler ararlar. Her dakika bir sinyal yakalayıp, hayat kanallarını fabrika ayarlarına döndürme peşinde koşarlar. Ben bunları aramayı bırakalı çok oldu; önümden geçen kara kedinin, bir anda gözüme vuran güneşin , radyoda rastgelen bir şarkının içinde anlam aramayı bıraktım artık derken hayatıma giren yeni bir heyecan, bana işaretlere sıkı sıkı sarılmam gerektiğini hatırlattı. Puzzle merakı sardı dört yanımı. Yolunda gitmeyenleri yoluna koyma telaşımı bir kenara bırakıp, birleşip anlam kazanmak isteyen parçaların karışık dünyasına dalıverdim. Telaşlarıma resimde hiç yer yoktu. Huzur karşımda duruyordu, yalnız biraz düzen gerekiyordu. Kontrolü elimde tutuyor olmanın verdiği keyifle bütün zamanımı kendi karışıklığıma değil de kırmızı bisikletin karışıklığına ayırdım. Sonra farkettim, herkesin elinde bir puzzle var. Kimisi parçaları birleştirip çerçeveletmiş bile resmini, huzur her an yanı başında. Kimisinin bir parçası eksik, onu arıyor resmi tamamlamak için. Kimisi için ise durum biraz daha karışık. Parçalar henüz yerine oturmamış. İhtiyacı olan her şey önünde, ancak farketmesi biraz uğraş istiyor. Aslında son hep belli, parçalar birleştiğinde hep huzur çıkıyor ortaya.
Peki yanlış nerde? Parçalar neden önümüzde darmadağın? Bu soruların cevabı da çok belli aslında. Hep yanlış yerlere bakıyoruz. Resmin diğer kısımlarını unutup, yalnızca bir parçayı aramakla geçiriyoruz zamanımızı. Oysa diğer parçalar tüm açıklığıyla önümüzde. Onlar yerini bulduğunda, aradığımız parça da göz kırpacak bize alt kısımlardan. Ama insanız işte ah, ille de o olacak. O parça yerini bulsa huzur da bizi bulur umudu ne kör bir umut. Resme dışardan bakmak ne zor. .
Sahi ne ara bozduk resmi? Bize bahşedilen hayat her şeyiyle mükemmel değil miydi? Tüm parçalar yerli yerindeydi. Kendi ellerimizle bozduk, karıştırdık her şeyi. Bazı parçalarımızı kaybettik, bazılarını haketmeyen ellere teslim ettik. Ne onlar kendi resimlerinde yer bulabildi bizim parçalarımıza, ne biz kabullenebildik kırmızı bisikletin o parçalara ihtiyacı olduğunu. Zinciri çıktı diye bir kenara terkedildi kırmızı bisiklet. Tamir etmeye kimsenin takati yok. Çocukken olsa elimiz yüzümüz yağlanana kadar uğraşırdık oysa. Huzura ulaşmaya hiç mi dermanımız kalmadı?
Neyse ki umut hep var. Neyse ki kaybedilen parçalar resme uzaktan bakabilmeyi öğretiyor. Yeni parçalar boyanıyor kırmızıya. Resim yavaş yavaş tamamlanıyor. En karmaşık anda başlıyor parçalar birleşmeye, huzur en karmaşık anda göz kırpıyor.
Şimdi kırmızı bisiklet karşımda, ‘umut var’ diyor, huzur birkaç parça uzağımda.. Yapıp bir daha hiç bozmamak dileğiyle.
“Neyse ki umut hep var.”
Neyse ki var… Elinize sağlık..
Cok teşekkür ederim.. Umut hep yanibasimizda olsun.
Mervecim harkülade bir yazı olmuş.Kalemine ve gönlüne sağlık diyor devamını bekliyorum.Gurur duydum.Ben resmi dağıttım…Ama senin gibi kardeşlerimizin,bizim gibi resimleri dağıtan ve toparlamakta güçlük çeken kişilere birer umut olacağını düşünüyorum…
Sevgiler