ETİKETLER

İLGİLİ YAZILAR

PAYLAŞ

BİR KADININ RUH HALİ

Beklerken şuleyi zifiri karanlıkta sessiz; bilemezdim karanlığın beni ne kadar cezbedeceğini. Hep o sabahı bekledim hep o sabahı…

Güneşin sakin haliydi, henüz uyanmamıştı Şule. Parmak uçları vazifesini yapıyordu, nefes ahengini oturtmuş, eşya sükûnete gark olmuş, vazifedar neferler heyecana hapsolmuştu. Çünkü bu onun en miskin haliydi. Birazdan uyanacak, birazdan savrulacak, birazdan haykıracak, birazdan kıyamet kopacaktı. Bekledi ve seyretti; bir kadın ancak bu kadar masum durabilirdi, bir tablo sessizliğinde… Saçları, yanaklarından bir parça süzülüp dudaklarında nöbet tutmuş, sol eli bir kaptan taşarcasına yataktan dışarı fırlamış, bir ayağı kendine doğru çekilmiş diğerinin aksine daha fazla sahiplenilmiş, üstündeki pike onu bir parça sarabilmiş- daha fazlasına izin vermez- sağ eli karın boşluğunda, uykuda bile korur kendini. Çantası yatağının yanında, hiç kimse karıştırmamış olsa bile bugüne kadar hep yanında tutar. Not defterinin en mahrem sayfasında en mahrem yazının görülmesi ihtimali ile yüzündeki utanç kızarması ve nefret solunumu halinin yaşanması; bir merasimde ayakkabının sol topuğunun kırılmasından, yemek yedikten sonra ön dişlerindeki boşluk sebebiyle yemek parçasının kalmasından, çorabının kaçmasından, burun akıntısından… Daha önemliydi.

Güneşin mağrur haliydi, henüz uyanmamıştı Şule. O ne yapardı ki bir katre terin boynundan süzüldüğü anlarda? İçindeki yangını nasıl söndürürdü? Bu zamanlarda eksik olmazdı mütebessim yüzü ve üzerindeki şımarıklığı veya ukalalığı ya da küstahlığı… Haddini aşmak için hiç beklemez her an bunu yaşatırdı. Siyah bluzuyla müsemma olan kadın beklemezdi ve hiç bakmazdı ardına, peşinde bıraktıklarına. Zahiren en verimli vaktiydi. Sesi evin her yerinden duyulur aşinadır o sese herkes; bütün komşular bütün mahalle, kuşlar, kediler, börtü böcek… Kadınlık ve liderlik anılmasa da lugatta, kontes edasıyla yaşardı tüm zamanları, en mağrur baharında. Ne maziydi zaman onun için ne istikbal, hali yaşardı, eyyamcıydı, Meçhul bir zamandı.

Güneşin mağmum haliydi, henüz uyanmamıştı Şule. Ne yapardı ki ikindi güneşinde? Ya da ne yapmazdı yorgunluğun arifesinde? Ayak, ayak üstüne atardı, demlenirdi düşüncelerinde. Seyrederdi hengâmeyi, akan insan selini. Aksine delirmezdi hayâ ve edep menbaı olurdu birden, kadının değişen ruh halleriydi, setretmezdi, anlaşılmak isterdi lakin anlatmazdı. Yüksekleri severdi. Zirvede yaşardı, oraya ait hissederdi kendini, bazen yalnızlığı isterdi, kimsenin olmamasını… Yanında kimsenin olmaması ne güzeldi. Ama ona mutlaka bir elin uzanmasını hep beklerdi. İsmini yâd ederken insanlar, heyecanlanmamalıydı amma herkes bu ismi zikretmeliydi. Muhabbetlerde, dedikodularda- o bundan daha çok hoşlanırdı- mutlaka adı geçmeliydi. Bunu duyduğu an adab-ı muaşerete çokta dikkat ediyormuş gibi ayıplardı. Ayıpladığı kadar da içten içe heyecanlanırdı. Bunu kimse bilmezdi bunu kendi de bilmezdi.

Güneşin mevt haliydi, henüz uyanmamıştı Şule. Her zaman bekletirdin ve sence de uzamadı mı biraz? Neydi sende ki bu hüzne olan bağlılık; Sonbahara hep hasret, yağmurlara ve ıslak toprak kokusuna… Bazen benzemek sana bazen de idrak etmek seni, ne zor iki şeydi.
Ruhundaki buhran, efkârındaki dilemma, tattığın menhus lezzetler… Hiçbiri sana ait değildi aslında, her biri hayatının bir parçası olsa da. Gece olmuştu; en derin muhabbetleri, fikri mücahedeleri yapmanın zamanıydı lakin uyanık olsaydı. “Kadınlık toplumsal bir roldür” demişti en son. Bunu derken tok bir sesin yanında erkeksi tavrı- bunun farkında mıydı? Bilemiyorum- onu ne kadar yapmacık kılsa da iddialı cümleleriyle bir kitleyi etkileyecek yapıdaydı. Zaten etkilediği kişilerle arkadaşlık kurup kendini onaylayan kişilere yakınlaşırdı; kimsenin kusurunu söylemesine de gerek yoktu çünkü o her şeyin farkındaydı(!) Bir defasında kendini eleştiren bir şahsın haklı olup olmadığını muhakeme etmeden, kendini kıskandığını dile getirmişti. Bir dünya vardı ve merkezinde sadece “O”…

Derin dehlizlerden geçmek istemişti, feleğin çemberinde çark edecekti, kuklalarla dans edecekti, yorgunluk nedir bilmeyecekti. Teslimiyet acizliktir demişti; ebedi uykuya kendini teslim etmişti.