BİR ADAMIN ARAYIŞI
Bütün gece beyninin kıvrımlarında raks eden düşüncelerin izini sürmüş, yakaladıklarını kalbine getirerek orada hapsetmişti. Aradığı aydınlığı bulmak için her yola başvurmuş, son çare olarak bu noktaya kadar gelmişti. Şimdi planı, tüm yakaladığı düşünceleri kelimelere dökmek ve bunları kalbinin derinliklerinden geçirmekti. Nihayetinde ortaya anlamlı bir metin çıkacak ve bu da yolunu kaybetmiş adama aydınlığa giden yolun tarifini verecekti. Hem belki kendisinden de bir parça fısıldayabilirdi. Öyle ya insan aradığını bulmak kadar kendini tanımak için de çıkardı böyle yolculuklara. Bu ihtimal gizli bir tebessüm kondurmuştu heyecandan ısırarak kanattığı dudaklarına.
Bütün gece durmadan yürümüştü. Ayakları iyiden iyiye halsizlik belirtileri gösteriyor olsa da varacağı yeri hayal edip daha bir hızlandırmıştı adımlarını. Yolun sonuna geldiğinde uygun bir yer bulup uzanacak, kavuştuğu Nûr’u büyük bir keyifle seyredecekti. “Değdi.” demenin tadı pekâlâ bir başkaydı. Hem aradığını hemen bulsaydı, beklediğine o dakika kavuşsaydı aramak ya da beklemek gibi kelimeleri olmazdı insanın.
Bütün gece sokak lambalarını sayar gibi yapmış, aslında O’nu ışığa götürecek yolun tarifiyle meşgul olmuştu. Sokak lambalarını 1,2,3,5,6,8,10..12(yoksa 11 miydi?) diye saymasından ve bakışlarındaki boşluktan belliydi derdinin onlar olmadığı. Aradığı ışık bambaşka bir yerde ve bambaşka bir şekildeydi. O’nu çarpık ve düzensiz adımlarıyla yürürken kim görse fark ederdi bedeniyle ruhu arasındaki uzak mesafeleri. Hoş, sokak bomboştu lâkin tüm bu boşluklar insan dolu olsaydı fark etmezdi genç adam için. Yine de bir yolunu bulacak, istediği yere varacaktı.
Bütün gece bardaktan boşanırcasına yağmur yağmış ve şemsiye kullanmaya erinen adam iliklerine kadar ıslanmıştı. Paltosu ya da kendisi umurunda değildi de; ara sıra yol üzerindeki bir kaldırım taşından destek alarak not aldığı kâğıdı çok iyi muhafaza etmeliydi. Yağmur damlaları bir sihirle kâğıttaki kelimeleri (aslında düşüncelerini) silebilir ve tüm çabası boşa gidebilirdi.
Bütün gece sabahı zor etmişti. Yol ayaklarını, düşünceler beynini, kelimeler kalbini yormuştu. Üstüne bir de sırılsıklam olmuştu. O ise hummâlı bir şekilde işine devam ediyordu kararlı ve umutlu. Gülümsüyordu çünkü O’nu aradığına götürecek yolun tarifi elinde duruyordu. Yürüyor, bir yol ayrımına geldiğinde elindeki kâğıt gitmesi gerektiği yönü gösteriyordu.
Yolun sonuna geldiğini tüm kelimelerin kanat takıp uçmaya başlamasından anladı. Hepsi bir karanlığa doğru yol alıyordu. Hâlbuki sabah olmuştu ama meraklı adam şimdi kocaman ve simsiyah bir tabloya bakıyordu. O burada olmalıydı. Bir süre baktı…baktı… Aklında hep bir aydınlığı hayal ederken aradığı Nûr’un siyah olduğunu anlamakta gecikmedi. Baktığı tablo içine aktı zira. Sonra unutturdu tüm telaşını. Arayışını, sorularını, yorgunluğunu hatta kendisini… Şimdi aradığını bulan adam manzaradaki yerini alırken dudaklarından sızan tek bir kelime eşlik etti: “Değdi.”
Gönlüne sağlık Kübra. Harika bir yazı. Okurken içine çekti beni açıkçası… Ne yalan söyleyeyim, sende bu yönün varlığını bilmiyordum. Tekrar gönlüne sağlık diyor ve malum hatırlatmayı, burda bile olsa, yapıyorum: Bekliyoruz…
Her şey vaktini bekliyor sanırım… Beklediğini ben de bekliyorum, o da zamanının gelmesini bekliyor zannımca. Teşekkür ederim Gökhan