ARTAN KADIN CİNAYETLERİNE GAZETELERİN BAKIŞ AÇISI
Haber, belirli özelliklere sahip dış uyarıcıları tespit etmek ve bu tespiti alıcılarına çeşitli kanallarla iletmek şeklinde tanımlanabilir. Haberin alıcılarına iletilmesi konusunda hangi kurallar geçerli olmalıdır? Toplum için haber ne derece önemlidir? Haberin doğru tespiti ve iletimi için kurallara ihtiyaç varsa, bunun topluma katkısı nedir? Hakan Ergül’ün “Absürdün Sınırında Haber” konulu makalesinde bu konunun önemini şöyle ifade eder: Bugün gündelik yaşam karşısında izleyiciye sunulan haber metinleri, bireyi yaşadığı dünyaya daha da yabancılaştırırken, maddi temelleri olmayan bir dünya yanılsamasını da yeniden üretmektedir. Oysa daha demokratik bir yaşam özlemi ve hayatı dönüştürebilme potansiyelinin yaşama geçirilmesi, -tek başına değilse bile- yaşanılan gerçekliğe karşılık gelen sağlıklı bilgiye ulaşmakla olanaklıdır.[1]
Son zamanlarda medyada en çok yer bulan haberlerden birisi de artan kadın cinayetleri. Artan kadın cinayetleriyle birlikte kadının toplumdaki yeri sorgulanmaya başlandı ve devletin bu konudaki politikaları gündeme geldi. Birçok sivil toplum kuruluşu tarafından hafta içinde eylemler yapıldı ve yeni çözümler sunuldu. İnsani hassasiyetleri ilgilendiren bu konu bazı çevrelerce sadece kadınların çözmesi gereken bir sorun gibi haberlere taşınırken, bazı çevreler tarafından da durumun ciddiyeti göz ardı edilerek yüzeysel olarak algılandı.
Taraf gazetesi, “artan kadın cinayetleri” haberine ana sayfasının en alt orta köşesinde yer verdi. “Cinayet dalgasının son kurbanı Sema” haberi, bu sorunun hala çözüm beklediğinin göstergesidir. Bu haberin hemen üstünde meclisin yüzde doksan ikisinin erkeklerden oluştuğunu, yeni seçim döneminde bunun değişmesi gerektiğinin haberi yer alır. Taraf Gazetesi, kadına karşı şiddet sorununu ancak kadını topluma entegre ederek, kadının kendi içinde bulunduğu şiddet ortamını değiştirmek için belki de kendisinin daha kalıcı bir şeyler yapması gerektiğini anlatan bir haber sunumu tercih eder.
Ana sayfada haber böyle sunulurken, ayrıntıların yer aldığı iç sayfada “Boşanan Kadınlar Öldürülüyor” başlığı dikkat çeker. Cinayetlerin genel sebebine inen bir üslup vardır. Sorunun nedenlerini çok da derinleştirmeden irdeler. Toplumda cinayetlere yol açan anlayışı okuyucuya sunar. Haberin içeriğinde görüşlerinden faydalanılan profesör bir psikiyatrist ve bir Mor Çatı gönüllüsü vardır. Sorunun psikolojik ve sosyolojik tarafına eğilmeye çalışılır, haberin hemen yanında kadına yönelik şiddetin belirlenmesi amacıyla Diyarbakır’da yapılan bir araştırma yer alır.
Haber genel olarak “boşanma, erkek egemenliği, ataerkil toplum, muhafazakârlık” kavramlarına bağlı olarak anlatılır. Bu haberi kaleme alan kişinin kadın olması, haberi yansıtırken bazen kızdığını ve “Şiddet uygulayan erkekler kadınların ayrılmasını sindiremiyor.” cümlesi şeklinde tavrını yansıttığını anlamamıza neden oluyor. Ana sayfada beraber sunulan cinayet haberi, ayrıntıları ile yine bu haberin altında örnek olarak okuyucuya aktarılıyor. Haberin ortasında sol kolunu yumruk yapmış, sağ eliyle “Devlet kadın katillerinin koruma davalarının takipçisiyiz.” yazılı pankartı taşıyan genç bir kadın resmi var. Kendi hakkını arayan, bunun takipçisi olan güçlü kadınlar modeli de sunan bir haber okumaktayız. Kadın cinayetlerinin arkasının takip edileceği söylenirken bu haberle birlikte kadınların, meclise çağrı yapan demokratik bir tepkinin sahibi olduğunu görürüz. Bu görüşümüz, gazetedeki KADER’in başlattığı “Meclis’te 275 kadın milletvekili istiyoruz.” kampanyasının geniş haberiyle desteklenmektedir.
Kadın gazetecilerin ağırlıkta olduğu Taraf Gazetesi bu soruna oldukça geniş yer vermiş ve sorunu derinlemesine okura sunmaya gayret göstermiştir.
Zaman Gazetesi aynı konuyu ana sayfasına taşımaz. Beşinci sayfasında “Şiddet gören kadının kalabileceği sığınma evi yok.” başlığını görürüz. Bu başlık, biraz garip bir başlıktır. Garipliği okuyucuya sorunu algılamasında ikilem yaşatmasındandır. Şiddet mi haber konusudur, yoksa devletin kaynaklarını sığınma evine yöneltmemesi mi? Ortada bir toplumsal sorun mu vardır, yatırım sorunu mu? Bu haberin altında, şiddet sorununu çözmek için sığınma evi inşa kampanyası başlatıldı mı yazmalı, yoksa kadına şiddeti engellemek için projelerden mi bahsedilmeli? Soruna eğilmek yerine, haber hem başlık hem içerik olarak sığınma evlerini şiddetle bağdaştırmakta ısrar eder. Haberin içeriğini zenginleştirmek için seçilen isin Şefkat-Der genel başkanıdır. Haberi yapan kişi şöyle bir tespitte bile bulunur: Hayatı tehlike altında olan kadınlar, devlet koruma evlerinin yetersiz olması nedeniyle öldürülüyor. Kadınların öldürülmesinin nedenini devlet korumasının yetersizliğine bağlamak yüzeysellikten öte başka bir şey değildir. Bunu okurken, “Hadi canım, sen de!” diyesim geliyor. Habere hâkim olan “şefkat, koruma, çaresiz kadın, sığınma ihtiyacı” gibi kelimeler haberden fazla yer kaplayan gözü yaşlı, başı örtülü, yaşlı bir kadın fotoğrafıyla pekiştirilir. Bu habere göre, kadın çaresiz ve güçsüzdür; bu yüzden de şiddete maruz kalabilir, bu pek de garipsenmeyen, alışıldık bir sonuçtur. “Eee sığınma evi de yok şimdi, n’olcak, tüh? “ şeklinde okuyucunun farklı algılamasına, sorunun psikolojik ve en önemlisi de sosyolojik nedenlerini göz ardı etmesine yol açar.
Hürriyet gazetesine baktığımızda, ana sayfada bu haber yer almaz. Ancak sağ tarafta Kader’in yürüttüğü kadın milletvekili sayısını artırmaya yönelik kampanyası yer alır. Ana sayfanın kıyısına köşesine baksak da, “kadın-şiddet” mevzusu için ufacık bir yer dahi bulamayız. Altıncı sayfada yer bulan haber, kadın milletvekili kampanyasından geniş çaplı bahsediyor. Toplumda bir duruşu olan kadınların görüşleri ile haber destekleniyor. Ayşe Kulin, Vuslat Doğan Sabancı, Ümit Boyner, Nihal Bengisu Karaca bu isimlerden bir kaçı. Göze çarpan başlıklar ise şunlar: “Başımızı kaldırmalı, talep etmeliyiz.”, “Kadını şiddetten koruyacak yasa neyi bekliyor.” Kadını güçlü, hesap soran, kalıcı çözümler arayan bireyler olarak görürüz. Organize olmuşlardır, gündemdeki “kadın cinayeti” konusuna eğilmiş ve çözüm üretmeye çalışmışlardır.
Devletin yüksek mecralarına kadının girmesini destekleyen bu haberin yanında Yarsav Başkanı Emine Ülker Tarhan’ın kadınların kürsüden çekildiklerini ve bunu uluslar arası platforma taşıyacaklarını söylediği haber yer alır. Hemen altında Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun göreve geldiği günden bu yana bakanlıktaki kadın yönetici sayısını yaklaşık yüzde elli artırdığı yazar. Ancak bu haberde rahatsızlık verici olan, şiddetin çözümüne gidecek yolun, çözümünden daha fazla vurgulanmasıdır.
Kadınlar, bu haberde bir nevi güç talep eder. İktidar ister. İktidar ise bu şiddeti engellemenin bir çözümü değildir. Bugün şiddete uğrayan kadınlar arasında üniversite mezunu olanlar dahi vardır. Meclise kadının girmesi, bu konuya daha fazla eğilmek açısından çözüme giden yoldur, ancak çözüm değildir. Habere bu açıdan bakmak ve sunmak, okuyucunun temel çarpıklıkların neler olduğu üzerine eğilmesini bir nevi engellemektedir. Kadın milletvekilleri sadece bu konuda çalışmazlar; ayrıca kadınlara şiddet mevzusu sadece kadın milletvekillerinin çözeceği, kadını ilgilendiren bir sorun değildir.
İnsana yakışan davranış, toplum için ideal olandan söz edilmelidir. Bu tespiti yapmak haberin sadece kadınlara değil, tüm okuyucuya/insanlığa hitap etmesi açısından önemlidir. Çünkü artan kadın cinayetlerinin nedenlerinden belki de en önemlisi bu bakış açısının toplumda eksik olmasıdır. Eksikliği kapatmaktan ziyade, sorunun kendi haliyle sunulması dahi, “haber mantığı” nın yansıtılmasını ve haber sisteminin amacına hizmet etmesini sağlar. Hakan Ergül’ün yazının başında alıntıladığımız gibi, okuyucunun yabancılaşmadan sağlıklı bilgiye ulaşması haberin mantığı ve amacı olmalıdır.
Son olarak Cumhuriyet Gazetesi’nde aynı haberin nasıl yankı bulduğunu ve haberin veriliş şeklinin diğer gazetelerle karşılaştırılmasını inceleyelim. Cumhuriyet, diğer gazetelerden farklı olarak, sayfasının ortasına konuya ilişkin bir karikatür koymayı tercih ediyor. Karikatürünün içeriği ise şöyle: Mağara adamı kıyafetiyle ve elinde avcılık için kullandığı (kadına şiddet aracı da olabilir!) sopalı bir erkek, 21.yüzyıl kıyafetleri içindeki kadını saçından sürüklemektedir. Oradan geçen göçmen kuşlar duruma anlam veremez ve konuşma balonunda “Kafanız karışmasın arkadaşlar…Yıl 2011, Türkiye üzerinden geçiyoruz!!” yazar. Mizah bazen sorunun kendisini anlatmakta diğer yöntemlerden daha çok işe yarayabilir.
Karikatürün hemen yanında “Meclis’e Rapor” adı altında ‘Kadın katillerine ödül veriliyor.’ şeklinde iğneleyici ve merak uyandırıcı, aykırı bir üslupla, Uçan Süpürge organizasyonunun meclise sunduğu “Demokraside kadın izleri” projesinden bahseder. Bu haberin içeriğinde tamamen olmasa da bir nevi toplumun kadına yönelik sorunlu bakış açısından söz edilir. Halen çocuk gelinlerin önüne geçilememesi, kadınların cinsel meta olarak kullanılması gibi…
Ardından üçüncü sayfada haber, eylemdeki pankartlı kadınlar ve feminist kadın hareketlerinin simgesi olarak kabul edilen mor renkle birlikte sunulur. Bölgesel olarak illerdeki kadın sorunlarına bu gazetede de yüzeysel olarak değinilir. Diğer gazetelerde olduğu gibi sorun yine kadın sorunudur, bu sorunun ortak insanlık sorunu olduğunun mesajını veren bir tane karşıt cins haberde yer almaz.
Genel itibariyle haberin veriliş üslubunu incelediğimiz bu dört gazete, düşünsel ve ideolojik altyapı olarak farklı çevrelere ait olsalar dahi, haberin nesnel boyutlarına, demokrasinin gelişimi için gerek duyulan sağlıklı haber erişimi standartlarında aynı ölçüde olmasa dahi eksiktirler.
İncelediğimiz bu haberde ortak olarak “artan kadın cinayetleri”, bir kadın sorunu olarak lanse edilir. Bu durumun, daha da psikolojik derinliğine inersek, hakkını savunduğu “diğer çaresiz kadınlar”a karşı bir iktidar duygusuyla tatmin olan “güçlü kadınlar”la bile karşı karşıya kalabiliriz ki, bu psiko-sosyolojik önemli bir başka sorunu doğurur demektir.
Esas itibariyle kadın cinayetleri, toplumun her kesiminde farklı nedenlerden (eğitimsel, sosyolojik, psikolojik, 2008 küresel krizle birlikte daha da şiddetlenen ekonomik) dolayı artan insanlık suçlarının sadece daraltılmış-özel bir bölümüdür. Bu sorun kadın veya erkek her kim olursa olsun, demokratik bir yaşamın birincil olarak zorunlu kıldığı “yaşam güvencesi ve özgürlük” kriteri doğrultusunda çözüme kavuşturulmalıdır. Haberlerin fonksiyon olarak yapacağı en büyük katkı, sorunu asıl nedenlerinden uzaklaştırmak ve magazinselleştirmekten ziyade, bahsettiğimiz nedenlere eğilerek bunları okuyucuya sunmaktır.
NOT: 3 Mart 2011 tarihli gazeteler incelenmiştir.
[1] Hakan Ergül, Absürdün Sınırında Haber, Bilim ve Ütopya Dergisi, 2001
Son Yorumlar