ARİSTOKRASİNİN ŞEHRİ: VİYANA
Yüzyıllarca Habsburg hanedanının yerleşim yeri olan Viyana, köklü bir tarihi içerisinde barındırıyor. Turistik mekânlara geçmeden evvel şehir hakkında yaptığım genel gözlemlerden bahsetmek istiyorum.
İnsanların giyim kuşamı oldukça bakımlı… Bunu halkın kıyafetlerinden de anlamak mümkün. Mesela 70’li yıllardaki koyu pastel renklerin hâkim olduğu diz altında biten kaşe mantolar sık kullanılanlar arasında. Tüllü şapkalar, deri eldivenler, bastonlar da sık tercih edilen aksesuarlardan. Halkın refah seviyesi de genel olarak iyi. Nüfusun yaş ortalaması çok yüksek Prag ve Budapeşte’ye kıyasla… Etrafta çok miktarda yaşlı amca ve teyze görmek mümkün.
Yerli nüfus, Türkler ve Müslümanlardan pek haz etmiyor. Türklerden özellikle nefret etmelerinin iki sebebi var. İlki, şehirlerini iki kere kuşatmış olmamız. Bundan dolayı bir yandan nefret besliyorlar ama bir yandan da Türklere karşı burunları havada. “Kuşattınız ama fethedemediniz” diyorlar. İkincisi ise, Viyana’da yaşayan Türkleri istilacı olarak görüyorlar. Türk nüfusu giderek artmakta, neredeyse Türkçe ikinci dil olma yolunda ilerliyor.
Viyana, bölgelere ayrılmış düzenli bir yapıya sahip.10. Viyana bölgesi, tabir-i caizse Türk bölgesi. Orada Almanca duymak şaşırtıcı olabiliyor. Türkiye’den gelişler iki şekilde olmuş: biri, işçi olarak çalışmaya gelen kitle, diğeri ise başörtüsü sorunu nedeniyle okumaya gelen gençler vasıtasıyla. Halkın görüşlerinin tersine, Viyana Üniversitesilerindeki yöneticiler, çalışkan olmaları hasebiyle Türk öğrencileri seviyorlar.
İngilizce bilme oranı yüksek ve İngilizce konuşmada Almanlar gibi tutucu değiller. Bu bir turist olarak size çok kolaylık sağlıyor.
Bir meta olarak; Mozart’ın çikolatası, fuları, fincanı vb. ürünleri her yerde görmek mümkün. Kapitalizmin ruhu Mozart’ı da sarmış (!)
Meşhur kahvesi Melangh (‘melanj’ diye telaffuz ediliyor) ve yanına yenilmesi önerilen tatlısı apfelstrudel. Yenilmeden gelinmemesi gereken yiyeceklerinden birisi schnitzel. İnce kesilmiş bir etin ekmek kırıntısı ve yumurtanın sarısına batırılarak kızartılmasıyla yapılan bir yemek. Dana etinden yapılana ‘wiener’, tavuk etinden yapılana ise ‘backhendl schnitzel’ deniliyor.
Viyana’da tarihi yapıların mimari özelliklerinin daha çok kubbeli, yani camii mimarisi şeklinde olması dikkat çekiyor.
Viyana’yı örümcek ağı gibi saran U-Bahnlardan bahsedelim biraz. Çok kullanışlı olan bu yeraltı metro ağları ile, her yere hızlı ve kolayca ulaşım sağlanıyor. 24-48 saatlik, haftalık, günlük bilet bulmak mümkün.
Turistik olarak görülecek yerlerden ilki, parlamento binası… Önünde yasama ve yargıyı temsilen bir heykel var. Diğer Avrupa şehirleri gibi Viyana’nın da birçok yerinde heykeller mevcut. Bu heykellerin sembollerini anlamak için sanat tarihi bilgisine sahip biriyle buraları gezmek gerek.
Önemli kiliseleri Karlskirche, Votivkirche, Stephansdom… Camları Sultanahmet Camii’ndeki gibi renkli olduğundan Stephansdom, gündüzleri muhteşem görünüyor. Schloss Belvedere ve Schloss Schönbrunn ise önemli sarayları. Schönnbrunn vakt-i zamanında Elisabeth’in kaldığı bir saray. Elisabeth’e “Sisi” diyor Avusturyalılar. Biraz hüzünlü bir hikayesi var… Güzeller güzeli bir prenses imiş. Tek oğlu, ki kral olması bekleniyor, intihar edince bu hanım teyzemiz yemeden içmeden kesilmiş, anoreksik olmuş. 4 çocuğa sahip olmasına rağmen belinin kalınlığı sadece 15 cm imiş! 15 yaşında Bavyera’dan saraya gelin gelen Elisabeth, saray hayatını pek sevmezmiş. Bir kayınvalidesi varmış ki düşman başına… Saray adabına uygun hareket etmemesi nedeniyle Elisabeth’i küçümser, üzermiş. Schönnbrunn’da hala Sisi’nin kıyafetleri sergilenmekte. Sarayın ihtişamını görmek isteyenlere önerilir.
Belvedere sarayında ise Maria Theresia kalmış. Rivayete göre 16 çocuğu varmış. Bir dönem Avusturya’yı idare etmiş, iyi bir yönetim sergilemiş ama nedense sevilen kişi Elisabeth olmuş. Halbuki Elisabeth, bilindiği kadarıyla Avusturyalılardan çok Macarları severmiş.
1955 yılında, Avusturya devlet anlaşması da Belvedere’de imzalanmış. Anlaşmanın önemi Avusturya’nın egemen ve bağımsız bir devlet olarak SSCB tarafından tanınmış olmasından ileri geliyor. Aynı anlaşma ile Almanya’yla birleşme, Habsburg hanedanının geri getirilmesi de yasaklanmış ve Avusturya anayasasına süresiz tarafsızlık ilkesi konulmuş.
Her yere heykeli dikilen Prens Eugene’nin namı, Türklere karşı kazandığı zaferler sebebiyle yürümüş. Bu durum, bir anlamda Viyana halkının Türklerden pek haz etmediğinin bir kanıtı olabilir.
Kahlenberg ve Türkenschanzpark ise Viyanalıların hafta sonları akın ettikleri parklardan. Türkenschanzpark’ı Türklerden kurtuluşlarının anısına yapmışlar. Nedenini pek anlaşılmıyor ama içine Yunus Emre çeşmesi yapmışlar üzerinde Almanca ayet çevirileri yazıyor. Kurtulduklarına bu kadar sevinen adamlar niye Yunus’un çeşmesini yapmışlar anlamak zor gözüküyor. İkinci Viyana kuşatması Kahlenberg’de gerçekleşmiş. Viyana manzarasını izlemek için şahane bir yer.
Avrupa’nın en eski dönme dolabı Viyana’da, Prater isimli lunaparkta bulunuyor Bu dönme dolap da Viyana manzarasını izlemek için bir alternatif olabilir. Ek olarak, adrenalini yüksek olan, adı ‘extacy’ olan bir alete bindik. En altta bulunan plaka sizi bir yöne döndürürken içine oturduğunuz koltuğun bulunduğu plaka sizi tam ters yönde döndürüyor. Üstüne üstük bindiğiniz koltuk da sizi ara ara ters çeviriyor. Bindikten sonra kendinize gelmeniz biraz zaman alabilir (!)
Dünyanın en yaşanılası yerler listesinde iki yıldır Viyana, ilk sırada yer almakta. Doğu Avrupa’nın ortasında Alman kültürüne aşina, güzelce bir şehir Viyana; gezilesi, görülesi..
Son Yorumlar