ETİKETLER

İLGİLİ YAZILAR

PAYLAŞ

HAKİKAT SEMBOLÜ OLARAK: MATBU KİTAP

Eşya ile insan ilişkisi, hem doğuda hem de batıda düşünürlerin ilgisini daima çekmiştir. Burada eşya “türlü amaçlarla kullanılan, insan yapısı, taşınabilir cansız nesneler[1] tanımından ziyade etimolojik haliyle dışımızda varolan, önümüze ve/veya karşımıza konmuş, yerleştirilmiş, göze görünen, duyuları etkileyen, algı alanımızı zorlayan, özneye karşı duran şey [2] tanımındadır. Kısacası insanı çevreleyen her türlü “şey”i işaret etmek adına kullanılmıştır.

Son yüzyılda, insanın eşya ile olan ilişkisi ve eşyaya karşı konumu günlük hayatta teknolojinin artan nüfuzuyla beraber adeta yeniden kurulmuştur. İnsan ne olduğunu tanımlamak için öncelikle “ne olmadığını” anlamak arayışında olduğundan karşıtına koyduğu şey; ilk varolduğundan bu yana tabiat olmuştur. Ancak bu karşıtlık son yüzyılın teknolojik ilerlemeleriyle giderek anlamını yitirmeye başlamış; insanın yeni karşıtlığını, yeni “doğal” çevresi haline gelen teknik çevre oluşturmaya başlamıştır.

Teknolojik çevrenin insan hayatına etkisi yadsınamaz boyutta yeni tanımlamalar ve değerlendirmeler gerektirmektedir. Bu dönüşüm insanın anlamlandırma, sorgulama ve yorumlaması üzerinde değişimlere sebep olduğu gibi; edebiyat, kültür, sanat alanındaki üretkenliğini de etkilemiştir.

Günümüzdeki teknolojik ilerlemelerin batılı felsefe adamları gözünden insan üzerinde yarattığı etkilerin yorum ve değerlendirmelerine göz atacak olursak, Illich’in yaklaşımı dikkate değerdir. Illich, aletin uzmanların hizmetinde değil, toplumla bütünleşmiş insanın hizmetinde olduğu bir toplumun gerekliliğini vurgulamaktadır. O’na göre alet kişiye egemen olmaktadır. Ancak “Makina insan için çalışmalı ve insan makinayı kullanmak için eğitilmeli.” Çünkü insanın kendi yerine çalışan bir alete ihtiyacı vardır, kendini programlayan ve köleleştiren bir teknolojiye değil. [3]

Kölelik yaratan teknolojiye dair Prof. Piet Naudé [4]  etkileyici bir benzerlik kurmuştur: hayatının her anında, akıllı telefonlarından e-postalar aracılığıyla işlerini aralık vermeksizin devam ettiren insanları “Blackberry’lerine zincirlenmiş köleler” olarak nitelendirmiş ve Musa’nın yardımıyla Firavun’dan kaçan kölelere gelen ilahi öğütlerle günümüz “köleleri” arasında  bir bağlantı kurmuştur. Nitekim Firavun’un adeta makineleşmiş, sadece çalışabilmeleri için beslenen/dinlenen köleleri Musa tarafından kurtarılmış, hürlüklerini kazanmışlardır. Naudé’nin yaklaşımıyla; artık hürlüklerine kavuşmuş ve kendi yaşamlarını kurmaya çalışan kölelere en önemli ilahi öğüt: “Cumartesi gününü hatırlayın ve onu kutsal kabul edin!” olmuştur. Çünkü artık hür olan kölelerin kendi hırsları için aralıksız yedi gün/yirmi dört saat çalışmaya devam etmeleri halinde Firavun’dan kurtulmalarının hiçbir anlamı kalmayacaktır ve kendi kendilerinin Firavun’u olmaya devam edeceklerdir.[5] Bu açıdan yaklaşırsak, günümüzde “kölelik” bilinen eski anlamından uzak, eşyaya yahut hırslarına köle olan insanlar tarafından “gönüllü” olarak sürdürülmektedir.

Öte yandan Toffler teknolojinin günden güne adeta [6]uyum sağlamanın” zorunlu hale getirilmiş değişken yapısı içerisinde, eşyayı birey çevre ilişkisinde her seferinde yeni bir duruma uyum göstermek zorunda bırakan teknolojik nesne olarak göstermiştir. Bu sürekli uyum çabası, geçmişine göre her seferinde farklı bir varlık ortaya çıkarmakta, aşırı uyarılmış ve aşırı yüklü bireyin kendi doğal yapısından uzaklaşmasına ve yaşam koşullarını adeta denetleyemez hale gelmesine sebep olmaktadır.. Çağımızın yaşam formu haline getirdiği “hızlı tüketim”in sanatta şiirsel olana ulaşmayı engellemesi ve bireyleri genel kültür/kaçış seviyesinde bırakması da doğal yapısı bozulmuş, yaşamı üzerindeki hakimiyeti ve düşünme kabiliyeti ile oynanmış insan tanımına uyan tabii sonuçlardır. [7]

Teknolojinin adeta esiri haline gelen, ondan uzak kalması halinde hiçbir işini halledemeyecek durumda olan insanın, teknolojisiz sığınabildiği nadir alanlardan biri olan kitap da, özellikle son 10 yılda bu değişimin bir parçası haline gelmiştir. Matbu kitapların yavaş yavaş yerini elektronik kitaplara bırakmasının insan hayatında sebep olacağı değişimler enine boyuna düşünülmesi gereken değişimlerdir.

Haddini aşan her şey zıddına dönüşür.” söylemi bu bağlamda, teknoloji ve insan arasındaki ilişkinin boyutuna temel olması ve anlam katması bakımından önemlidir. Umumi, kolay ulaşılan, yoğunluk kazanmış bilgi; insan zihnini birçok anlamda etkilemektedir. Karşılaşılan her türlü bilgi, kaynağı çok sorgulanmadan, genel anlamda bilgi sahibi olmak için edinilir hale gelmiş, sorgusuzca edinilen ya da edinildiği düşünülen her türlü bilgi de hafızalar üzerinde olumsuz etkiler yaratmıştır.

Sıradan bir insanın günlük yaşamında, sürekli ve kesintisiz devam eden bilgi akışı ile birlikte bilgiler hayata geçirilemeden, sindirilemeden yerine ilaveten başka bilgiler eklenmekte; düşünceyle de doğrudan temas gerçekleşmediğinden öğrenilen her şey geçici birer malumat haline gelmektedir. İnsanları bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya teşvik eden genel itibariyle bu malumatlarla yetinmeleridir.

Günümüzde gerçek manada “alim” sıfatını hakkedenlerin  sayılarının azalarak tükenmesi de buna bağlanabilir. Çünkü doğuda alim sıfatını taşıyan, bilgi sahibi olandan öte o bilgiyi hayatına tatbik eden; lafzıyla söylediğini, hal diliyle de tasdik edendir. Alim ilmi olana ve o ilmi yaşayana denir, ancak bir de arif vardır.  İnsanlığın asıl ilerlemesi de arifane düşünce yapısına sahip olan insanlar tarafından mümkündür. Maarif edilenler arif olurlar ve arifler; tariften anlayan, objektif hükümler verebilen, doğru bilgiyi yanlışından ayıracak iradesi ve kanaati bulunan irfan sahipleridir. Bu kişiler bilgi sahibi olmanın ötesinde, bilgilerini -tam anlamıyla- tefekkür edebilme kabiliyetine de sahiptirler.

Tüm bu bilgiler çerçevesinde, günümüzdeki entelektüel ve aydın kişilere baktığımızda bu özelliklerden kısmen ve bütünüyle uzak insanlarla karşı karşıyayız. Yeni yetişen nesillerde de sorgulama ve düşünme yeteneğinin yeterince gelişmemesi bu yüzden, gayet doğaldır.

Sorgulama ve düşünmekten öte insana asıl yakışan tefekkür etmektir ki; tefekkür derin düşüncelere dalan, eşyanın içyüzüne nüfuz etmek için çaba harcayan, hadiselerin seyrine bakarak sağlıklı neticeler elde etmek maksadıyla gayret gösteren, ulvi manaları sufli manzaraların arasından çekip çıkarmak için uğraşan, didinen [8] kimselerin işidir. Bunlardan tümüyle uzaklaşmış, genel kültür seviyesinde ve kaçış halindeki insanlardan oluşmuş toplumlar, sadece kitle olarak varolurlar ve insanı “insan” yapan değerlerden tümüyle uzaklaşırlar.

Günümüzde teknoloji vasıtasıyla geldiğimiz durum kısaca böyledir. İnsanların kitap okumaktan olabildiğince kaçması, zihnini oyalayıcı geçici şeylerle meşgul olması, düşüncesini felç edici şeylere vaktinin neredeyse tamamını ayırması; son etapta onu bütünüyle düşünmekten, sorgulamaktan uzaklaştırmış, dahası bu hali “normal yaşam formu” olarak algılamasına sebep olmuştur. Kısacası son yüzyıl, insanın sistemler tarafından yalnızca “homo-economicus” olarak ele alındığı, yani “insan ve mal evrenseldir” şeklinde algılandığı durum söz konusudur. Gelinen noktada genel itibariyle insanların durumu, bunu da doğrular biçimde şekillenmektedir.

İnsan hayatını kolaylaştırması öngörülen, bilgiye ulaşımı kolaylaştıran, çevreye duyarlı, “son teknoloji harikası” e-kitap kullanımının yaygınlaşması ve matbu kitapların terk edilmesi halinde matbu kitapların taşıdığı asıl anlam ve işlevden bütünüyle uzaklaşılması büyük bir olasılıktır. 3500 kitabı aynı cihazdan okumak halihazırda yoğun bilgi akışına maruz kalmış bireylerin, son etapta düşünme görevini tamamıyla üzerinden atmalarına dahi sebep olabilir. Matbu kitabın cismiyle kurulan organik bağ ile insan; eğer dikkatli ve sorgulayan bir okur ise, özgünlüğünü daha sağlıklı bir şekilde koruyabilir, müdahale edilemez bir düşünce ve yargı dünyasına daha kolay sahip olabilir.

Topraktan yaratılan insanın, topraktan yaratılan eşya ile organik bağı yadsınamaz derecede önemlidir. İnsan hayatını çevreleyen eşyanın biçimsel olarak değişime uğraması, insan algısında  değişikliklere sebep olmaktadır. Bu durumun yukarıda bahsedildiğinden daha farklı bir boyutu ise,  yok edilmemiş ancak işaretleri yok olmuş eşyalar ile karşılaşan çocuklar gözlemlenerek ortaya çıkmıştır(tik-takları ya da sayıları yok edilen saatler gibi..). Eski buharlı trenden, tek blok monolitik trenlere geçildiğinde artık çocukların trenin nasıl çalıştığına dair soru sormayı bıraktığı gözlemlenmiştir. [9] Teknolojiyle birlikte tamamıyla değişikliğe uğrayan eşya, asıl halinden uzaklaştıkça,  karmaşıklaştıkça, insanı sorguya iten düşünsel bağın yok olmasına da sebep olmaktadır.

Daha pratik, çevre dostu, kolay ulaşılır ve ucuz olan e-kitapların, matbu kitapla tanışmayan nesiller üzerinde büyük değişimler yaratacağı kesindir. Çünkü eşya bir hakikat sembolüdür. İnsanın dünyayı algılayışı ve anlamlandırışı; kendini hayatın içinde konumlandırması ve varoluşuna bir anlam bulması ilk etapta beş duyusu üzerinden şekillenir. Bu duyular ile algıladığı görece gerçeklikler ile zihninde varoluş sorularına cevaplar bulur. İnsanı organik çevreden koparıp yalnızca teknik ve görsellik üzerine kurulmuş bir çevreye mahkum etmek onu kendi hakikatinden de uzağa düşürmek anlamına gelmektedir.

 Teknik anlamda mümkün olan her şeyin aynı zamanda iyi ve faydalı olacağı inancı son yüzyılda yeterince sarsılmıştır. Doğal hayatından tamamıyla kopan insan, kendi varlığının hakikatlerinden uzakta, bireysel bir kapsül içinde, varoluşuna anlam yüklerken de kaçış halinde yaşamaya başlamıştır. Oturduğu yerden kolayca ulaştığı milyonlarca bilgiyle kişi, genel kültür seviyesinden ileriye gidemeyecek, başkalarının dertleri ve sorunları hakkında daima kaçış psikolojisiyle hareket edecektir. Günümüzde toplumun genel anlamdaki kültür ve düşünce dünyasında meydana gelen sığ seviyenin oluşmasında teknolojiyle birlikte yoğun ve niteliksiz bilgiyle çevrelenmiş olmasının büyük etkisi vardır.

İleri vadede e-kitaplarla kurulan bir medeniyet, eserden müessire geçebileceği organik bağları yitirmiş bir medeniyet olacaktır. Bu bağlamda asırlardır medeniyet ve kültürlerinin oluşumunda birçok topluma yol gösterici kitap olan, Kur’an’ı ele alacak olursak, cisminin sahip olduğu, taşıdığı mananın ortadan kalkması, ondan algılanabilecek her türlü manevi bağın kopmasına sebep olacağı gibi son etapta Yaratıcıyla olan bağın algılanışında da kopuşlara neden olma tehlikesi barındırmaktadır.

Eşyalar birbirlerinin aynı “görünseler” bile kendi özlerinde “biricik”lik unsuru barındırırlar. Bu yüzden cisim bulmuş her şey, biriciktir, eşsizdir; ondan sahibine geçen his ve anlayış da o denli biricik ve özneldir. Elektronik cihazlar içinde aynı cisme bürünmüş binlerce e-kitabın da bilgi değil yalnızca malumat verecek olması, bilgi taşıyıcı eşyalarla -matbu kitaplarla- ve onların cisimleriyle kurulan bağ yapısının bozulmasına da bağlanabilir.

Son yüzyılda, hızla gelişen teknolojiye her anlamda dahil olan insanın, bu yeni yeni yerleşen teknolojileriyle birlikte e-kitaplara bir gün tamamıyla geçeceği kuvvetli bir ihtimaldir. Değişim mecburiyeti öncelikle dünyanın  doğal kaynaklarının telafi edilemez tahriplerle harcanmasından ileri gelmektedir. Nitekim UNESCO’nun 30 yıl içinde matbu kitabın yerini tamamıyla e-kitapların alacağını öngörmesi bu anlamda dikkate değerdir. Bu değişimi, belki dünyanın kaynaklarının tükenmesi sonucu mecburi hale gelecek dönüşümü, reddetmek, görmezden gelmek ya da engellemeye çalışmak tamamıyla gerçeklerden uzak bir tutum olur. Ancak bu değişim tamamıyla gerçekleşmeden, üzerine etraflıca düşünmek, teknolojinin sunduğu “sonsuz” faydaların(!), ileri vadede ne gibi olumsuzluklara ve kayıplara sebep olacağını öngörmek bu süreçte çok daha önemlidir. Belki de her bireyin kendine “Ben tüm bu olup biten değişim içinde nerede, ne kadar varım?” sorusunu sorması ve buna cevap araması en önemlisidir.

*

Her okuyan donkişotlaşır yani gurur olur, feragat olur. Don Kişot istikbalde taşan mazi. Hatta bazen tek başına hak ve hakikat. İnsanların zincire vurulmasına tahammülü yok. Don Kişot kanatlı, kertenkelelere gülünç görünmesi bundan.[10]



[1]  TDK Sözlük

[2] Eşyanın Kara Kutusu: İnsan/ Reha Başoğul

[3] Eşyanın Kara Kutusu: İnsan/ Reha Başoğul

[4] Business Live/ Columnist (http://www.businesslive.co.za/experts/columnistsprofiles/)

[5] All work and no play/ Prof. Piet Naudé (http://www.businesslive.co.za/experts/2011/09/19/all-work-and-no-play)

[6] Eşyanın Kara Kutusu: İnsan/ Reha Başoğul

[7] Eşyanın Kara Kutusu: İnsan/ Reha Başoğul

[8] Çınaraltı Kitap Sohbetleri/ Dursun Gürlek

[9] Eşyanın Kara Kutusu: İnsan/ Reha Başoğul

[10] Bu Ülke/ Cemil Meriç

Tuğba MERT

Yazılan her neyse; kıymetinin sadece yazandan gelmediğine inandığı için yazma cesareti bulan biri. Bir de “yazarak kalemle dertleşmek” var tabi… Yıllardır öğrenci. İtinayla devam edebildiği tek şeyse -ara sıra- fotoğraf çekmesi.