ETİKETLER

İLGİLİ YAZILAR

PAYLAŞ

AĞLAMA SEANSLARI 1

Hiçbir şey olmadı aslında…

Ağlamam gerek. Hayatı biraz daha çetrefilli, dolambaçlı yaşamak zorundayım. Beş numaralı daireden çıktım. Bir bağlantıya ya da sebebe ihtiyacım yok. Öylesine kafam bozuldu. Kim söyledi olamaz diye? Basbayağı ben istersem olur. Kızınca dönüyor işte gözüm. Kimseyi, hiç kimseyi görmüyorum o zaman. Ara ara gözüme bazı karartılar takılıyor. Böyleleri çok yakından, en yakından tanıdıklarım işte. Bir onları görüyorum. Çok sevdiğimden mi? Tabiî ki hayır! Yüzlerindeki meymenetsiz ifadeler, bakışlarındaki anlamsızlık ve donuk gözlerinden başka, daha başka bu dünyadan ayrık olan bir şey yok onlarda.

İşte böyle bir gün. Sıcak. Ayın onyedisi ve mart. Güneşin içimi ısıttığı falan yok. Üstelik ellerim daha hiç ısınmadı bu yıl. Göz numaralarım da büyüdü. Sadece yirmi iki yaşındayım. Bu sebepsiz hüsran fazla bana. Ama ya sıradan olursam. Ne saçmayım.

Neyse neyse! Geçiyorum bunları. Otobüse biniyorum. Önce müsaade ettim yaşlı teyze binsin diye. Böyleleri fena oluyor sonra. Uzun kırmızı ojeli tırnaklarıyla bir an pençeleyecekmiş gibi bakıyorlar. Buna tahammül edemem bugün. Nereye gittiğimi söylemem. Söylersem hikâyenin sonunu okumazsın. Sizi önemsediğimden değil. Hani başladınız madem yarım kalmasın.
Birazcık açık maviye biraz uçuk yeşil karıştırınca ortaya çıkan bir renk var. Deneyin görün. Böyle adını bilmediğimiz bir renk. İşte ondan olunca gökyüzü, değmeyin İstanbulluların keyfine. Herkes sokakta. Halk otobüsleri çekilmez oluyor. O etrafımdaki curcunadan sıyrılıp tanımadığım bir kalabalığın içine atıyorum çaresiz kendimi. Çok eğleneceğimi sanmıyorum ya neyse.

Bu saatlerde pek öğrenci olmuyor otobüste. Tanıdık birilerini görme ihtimalim az olduğu için rahatım. Teyzeler otursun diye orta kapının kenarcığında dikildim. Tam ön koltuğumda oturan teyze ne enteresan! Bakıp rahatsız etmesem, hayır olmuyor. Tıkış tıkış olduk yine, metroda inmeliyim sanırım. Ne diyordum. Teyze. Saçı önden bombe yapılmış, üç beş beyaz tel yanlardan çıkışmış. Moderen bir eşarp bağlayış. İpek olmalı. Muhtemelen de Hint ipeği. Hiç Hint ipeği görmedim ama böyle bir şey olmalı mutlaka. Yaşını saklayamayan elleri birbiri üzerine muntazam bir şekilde konmuş, tırnakları biraz uzamış. Manikür zamanı en az üç gün geçmiş belli. Otobüste nefes alacak yer kalmadı. Kaç durak daha var acaba? Önümde eni boyuna denk üç kafa var. Göremiyorum, neredeyiz? Sahi niye gittikçe obezleşiyor bu insanlar. Modern dünyanın zihin obezleri, ruh ve beden ikilisinde bir ahenk oluşturmayı başarmışlar anlaşılan. Düşünsenize her birimiz ortalama beş kilo daha az olsak, halk otobüsü en az on yolcu daha fazla alır ve günlük geliri bilmem yüzde ne kadar artar. Sonra bu lafın ucunu tutunda taa ülkemizin kalkınmasına bir katkı olarak götürün istediğiniz yere kadar.
—Kızım, evladım kime diyorum!
—Ben mi teyze!
—Ya kim olacak? Ah sesimi çıkarmayayım diyorum ama içim gidiyor, dayanamayacağım.
—Pardon anlayamadım?
—Şu çantan yok mu, eşarbım söylemesi ayıp biraz pahalı. Söylemeyeyim dedim ama kaçıncı oluyor bu. Bak güzelim tırnaklarım uzadı diye ben bile dokunmaya kıyamıyorum.
— Ne! Benim tırnaklarım mı?
—Ay ben ne diyorum kızım. Benim tırnaklarım yani. Kendim bile dokunamıyorum eşarbıma. Eşyalarım biraz kıymetlide benim. Kocam kolunu omzuma atayım diyor ona bile kızıyorum. Anlamadan yıpranıyor sonra.
—Metroda inecek kalmasın!

Metronun önündeki çöpe cüzdan ve telefon hariç tüm çantamı boşaltıyorum. Gideceğim yer uzak olmamalı. Bu dünyanın kirli eşyalarından, tüm her şeyden arınmak istiyorum. Metro müzisyenleri. Çocuk olanları için güzel oyuncaklarım vardı. Artık metronun çöpünde. Olsun. Başlarını okşadım. Onların buna herkesten çok ihtiyacı vardı. Hayır yer altı treni değil metro. Dil ne eciş bücüş bir şey.

Kızdığım zamanlar kapımı kilitlerim. Bugün yapmadım. Çünkü odamı toptan çöpe atasım var. Nereye gittiğimi söylemeyeceğim demiştim. Merak ediyorsanız boşa umutlanmayın. İzimi kaybettirdim şimdilik. Yalnızlıktan çok sıkılırsam yeniden dönmeyi düşünüyorum. Ya da çok anlamsız gelirse bir daha bu şehir, sizi aldırırım buraya ne dersiniz? Ama önce bir elemeye tabi tutmalıyım sanırım sizi. Mesela eşarbı ipek olanların şansı yüzde elli düşüyor hele ki Hint ipeğiyse sizinki biraz umutsuz vaka. Metro müzisyenlerine yüz kişilik bir kontenjan açtım. Çocuk olanlar bu yüzdeliğin içinde de yüzde yetmişi oluşturacak. Sonra öncelik en az eşyası olanların. Belli bir süreyi yolda geçirebiliriz. Böyle işte. Nuh’un gemisi değil ya bu. Daha da bonkör olamam kusura bakmayın. Ya da bakın. Keyif benim değil mi?
—Neredeyiz?
—Sanırım siz uyuyakaldınız, Şişhane için Taksim’de inmeniz gerekiyordu, geri dönüyor metro.

Bir yerin altında mahsur kalmadığım kalmıştı. Uf unuttum. Ayın on yedisi onu biliyorum. En son kime kızdığımı hatırlamıyorum. İnsanlar obezdi. Size bir şeyler anlattım o an nereden yayın yapıyordum acaba? Hatırlayanınız var mı? Dünyadan bana, dünyadan bana! Burası yeraltı treni değil, metro!

Bilenler bilir. Geçenlerde Kudüs’e taşınmıştım. İstanbul’la küçük bir hesabım kalmıştı. Bir de şu meşhur beş numaralı daireden, odamdan alacağım ıssız adada kalırsam yanımda götüreceğim olmazsa olmaz üç şey. Tabiî ki söylemeyeceğim bunu da. Beni tanıyanlar tahmin edebilir. Tercihlerim günün saatine, termometrenin gösterdiği dereceye, tepemde uçan kuşun cinsine ve ses seviyesinin duyu eşiğimle ilişkisine göre değişir. Şimdi söylersem yarın vazgeçebilirim. Metro değil yeraltı treni.

Kaç kişi kendinin antitezi hadi söyleyin bakalım? Bu soruyu doğru cevaplayan ilk üç kişi, sefertasımdan bir parça altın tozu kazanacak ama çöpe atmak şartıyla. Aramızda kalsın. Şehirle aram biraz bozuk. Kararımı değiştirmeden bundan bahsedeyim size. Her an kalabilirim aslında. Onu böyle görmeye pek dayanamam. İçten içe gitmeyeyim diye her şeyi yapıyor. Bilse kalmak için neler yapıyorum. Yine de bilmesin. Hem yer altı treni değil metro. Ne biçim iş bu? Ağlama duvarına gidiyorum. Üç seanslık groupon almıştım geçenlerde. O muhtemelen en sevdiğim canavar Gormik’in kitabını kaybettim diye ağlıyorum zannedecek. Hayır, gözüme biraz Hint ipeği kaçtı. O kalitede olanı burada yokmuş öyle diyorlar.
Sadece ağzımdan kaçtı. Metro değil, yeraltı treni.

Hiçbir şey olmadı aslında…

Betül Yasemin EROL

Boğaziçi Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı 2. sınıf öğrencisi. Edebiyatın aynasından dünyaya bakıyor.