UNUTSAMAK

Oysa var mıydı yozlanmış çerçevelerin de bireysel yalnızlıkları? Dudağa iliştirilmiş erozyon gülümsemelerden öperler miydi? Saydamlaştıkça incelen gecelerde unuttu son şarkısını Söyle! desen ölebilirdi…   Emine ARSLAN Boğaziçi Üniversitesi...

GÖZYAŞI TORTUSU

Hücrelerimde hissediyorum toprağı. Çilemi doldurdum. Bekledim, inledim, ağladım. Şimdi burnumun dibini görüyorum. Göz göz olmuş damlacıklar var içimde. Telveyi seven bir tiryaki, dibimi sıyırmış. Kuruyup kalmış birkaç kara leke var sadece içimde. Garip hallerdeyim. Gece....

TEK MAĞLUBİYETİ: TÜRKİYE’DE TÜRKÇE MÜCADELESİ Haz

TEK MAĞLUBİYETİ: T...

Kütüphanemde bir kitap, “Oktay Sinanoğlu TÜRK AYNŞTAYNI. ” Evet, Aynştayn bu şekilde yazılmıştı. “Kim okur ki?” diye düşünmüştüm. “Einstein’ı ne biçim yazmışlar.” diye gayet aşağılayıcı bakıyordum kitaba. Okumak asla içimden...

DİLEK AĞACINDAN ÇAPUTLAR DÜŞMEZKEN

-Niye kopardın yine dileğini? -İnanmıyorum olacağına. -İnanmazsan hiçbir dilek gerçekleşmez! Televizyonu kapattı içeri girer girmez ve koltuğunda uyur gibi yaptı. Konuşmaktan kaçmak istiyordu. Zorda kaldığı zamanlar saklanmak ister gibi bu koltuğa gömülmesi yok mu? Ciddiye alınmasını engelliyordu. Öyle çok saklanmıştı ki, koltuğa gömülüp yok olmaktan korktu. Koltuk yavaşça delinmeye başladı bir zaman sonra. Düşüncelerin ağırlığını hangi tartı ölçebilir? Yavaşça düşmeye başladı. Tutundu. Tutunduğunu fark edip irkildi. Bir şeye tutunmak aşkı hatırlatıyordu. Çünkü yazmıştı bir...

SİYAH NUR

Yeşilimsi bir kubbe Belki de hayat kadar uzun ve kısa Bir mermerin üstünde bir “mana” Evet, bir “mana” yatıyor.   Her gün yokluyor adımlarım bir şeyler Var mı acep o taşın üstüde yine bir “mana” Olsun… Bir taşın üstünde bir “mana” olmasa da Tüm...

AŞK-I İSTANBUL Haz

AŞK-I İSTANBUL

Bir gülüş kadar içten, Bir gülüş kadar gerçeğim. Kim olduğum, ne olduğum; önemli değil. Kendimi ifade edebildiğim yerdeyim. Hayatın serüveni içinde kimseden fazla bir şey beklemeyenlerdenim. Ve ben sevildiğim kadar değil, sevebildiğim kadar yaşayacak şehirim, Ben...

LEB DEĞMEZ

LEB DEĞMEZ (DUDAK DEĞMEZ)[1] (mefâilün mefâilün mefâilün mefâilün) Yazık, yazık! Dudaklarıyla aşkı kirletenlere, Yiğittir aşk içinde yâre saklayan dudakları… Yuh olsun aşkı öyle kirleten rezîle yüz kere, O şanlı koç yiğitlerinse çınlasın kulakları… Günâh...

MÜTEDEYYİN BİR GENÇ

Yine koşuşturmacanın eşiğinde, karşısına nelerin çıkacağını düşünmeden atmıştı kendini hayatın hızlı akan sokaklarına. İnsanlar koşuşturuyor, çocuklar eğleniyor, köpekler miskin miskin yatıyordu o sokaklarda. Köşeyi döndüğünde adımlarını git gide daha da büyütmeye başladı. Kız Taşı’nın gölgesinden atlarcasına geçti, burada asırlar önce de kendisinin bastığı yerlere basan, geçtiği yerlerden geçen birilerinin olduğunu düşünerek tarihi bir kahraman gibi hissetti kendini. Tarih içindeki serüveniyle istikametini belirliyor, tarihten kahramanları hissederek, onlarla mücadele...

İKİ OKYANUSU BİRLEŞTİREN ŞEHİR: CAPE TOWN (2) Haz

İKİ OKYANUSU BİRLEŞTİREN ŞEHİR: CAPE TOWN (2)...

*Cape Town’un merkezi diyebileceğimiz Long Street’te hayat akşam saat 5–6 gibi bitiyor. Devletin güvenlik konusundaki önlemlerine rağmen Long Street’te güvenlik hala istenildiği düzeyde değil. *Camps Bay (körfez), Cape Town’un en çok sevilen plajıdır. Suyun çok soğuk olduğu Cape Town’un Bodrum’u diyebileceğimiz körfezin rüzgârlara karşı ağzı açıktır ve bu yüzden kum uçmasını çok güçlü hissedersiniz. *Bantry Bay’de çoğu Yahudilere ait olan villalar var. Evlerin manzarası Atlantik okyanusuyla sarmaş dolaş. Atlantik okyanusuna bakıyor. Burada aynı zamanda yamaç paraşütü...