ETİKETLER

İLGİLİ YAZILAR

PAYLAŞ

SİNEMADA TEKTİPLEŞTİRİLEN BEĞENİ

Evet, sinema bir sanattır ve her sanatın olduğu gibi sinemanın da belli kıstasları mevcuttur. Bu kıstaslar, bir takım teknik kriterleri içermekte olduğu gibi, nesnel boyuta indirgenememiş ve değişiklik içermektedir. Ülkemizde yılda onlarcası düzenlenen, dünyada binlercesi hazırlanan geleneksel film festivallerinde birçok sinema eleştirmenleri, aynı filmi beğenmedikleri gibi hayranlıklarını birbirinden çok farklı filmlere sunabilmekteler. Elbette ki bu beğenilerini çeşitli kriterler çerçevesinde temellendirmekteler; fakat kriterler, çeşitli beğeni tarzlarına uydurularak kullanılmaktadır. Bu da gösteriyor ki çeşitli alanlarda ödül alan her film “beğenilen” olmadığı gibi, buna bağlı olarak gişede elle tutulur bir başarı sağlamayabilir. Söz konusu olan, festivallerde jürilerin teveccüh ettiği engin sinema tecrübesine kalmış bir beğenidir. Bunun sinema izleyicisi açısından karşılığı da -yapımcıların asıl önem verdiği- gişe başarısıdır. Bütün bunlar en nihayetinde geniş bir alanı kapsayan “zevk” faktörüne varmaktadır.

Zevk, kültürel nedenlerin en başında bulunmasıyla birlikte birçok faktörün sonucu olarak değişiklik gösterir. Herhangi bir filmin Orta Anadolu’da insanların “salya-sümük” salondan çıkmasıyla sonuçlanacağı gibi, Batı’da çok daha farklı tepkilere sebep olabilir. Ayrıca bu etki/tepki sinemanın dil açısından evrensel olmasının önünde bir engel değildir. Geçtiğimiz ay Amerika’da gösterime giren Yusuf Üçlemesi’nin sonuncusu olan Bal filminin Amerikalı film eleştirmenlerinden tam not alması, New York Times ve New York Post gazetelerinde övgü dolu yazıların yayınlanması da bunu kanıtlamaktadır. Bizim kültürümüz, bizim adetlerimiz, içinde her şeyi bizden olan ama onun yanında insanlığın, doğanın, sadeliğin, saflığın evrenselliğini yansıtan Bal, sinemanın evrenselliğini bu haliyle kanıtlamaktadır.

Bütün bunların yanında bir de beğeninin tektipleştirilmesi var ki; o apayrı bir konu. Peki, nasıl olur bu beğeni tektipleştirilmesi? Sinemada beğeni açısından –kendiliğinden midir yoksa kasıtlı mı olduğu meçhul- genel bir algı söz konusu sinemaseverler arasında. Bu algı, klasik sinema yapıtlarının (The Godfather, Casablanca gibi) “izlenme gerekliliği” üzerinde toplanıyor. Bir ortamda sinema hasbihâli gerçekleşirken laf evrilip çevrilip “Baba” filmine geldiğinde herkesin izlediği üzerinde bir kanı dikkat çekiyor. Bu, malum filmi izlememiş olan muhabbetin katılımcıları üzerinde ilginç bir baskıya meyilleniyor. Baskıya uğrayan mağdurların sinema beğenisi çok farklı türlere yönelse de orada bu işlemiyor. İşte bunu –benim gibi- fark eden İngiliz araştırmacılar, bu konu üzerine araştırma yapmışlar. Sonuçları ise çok şaşırtıcı değil ama ilginç bir noktaya parmak basıyor. Araştırmacılar, yaptıkları araştırma ile deneklerin yüzde otuzunun Oscar ödüllü Baba (The Godfather) filmini izlediklerini iddia etmelerine rağmen film hakkında hiçbir fikirlerinin olmadığı sonucuna ulaşıyorlar. Aynı şekilde, 1942 yapımı Casablanca filmini de izledim diyenlerin yüzde otuzunun gerçek dışı beyanda bulundukları bu araştırma ile ortaya çıkarıyor. Ardından gelen Taxi Driver ve 2001: A Space Odyssey filmlerini izlediğini iddia edip de esasen izlemeyenlerin oranları ise yüzde onlara kadar düşüyor.

Bu araştırma gösteriyor ki Şerif Mardin’in “Mahalle Baskısı” terimi sinemaseverler arasında da etkin bir şekilde mevcut. Esasen insanın olduğu her yerde bir şekilde baskı mevcut değil mi?

Efendim, içten ve karşılıklı baskıdan yoksun, samimi hasbihâller özlenedursun, sizlerin o özlemi yaşamayan nadir eşref-i mahlûklardan olmanız dileğiyle.

Halil İbrahim ÖZTÜRK

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

Kamu Yönetimi 2. Sınıf Öğrencisi

(Yazarın diğer yazılarını okumak için tıklayınız)