ETİKETLER

İLGİLİ YAZILAR

PAYLAŞ

ZORAKİ KRAL

Oscar törenlerinin klasik konuşmaları, her yıl tekrara düşercesine gerçekleşir durur. Kendine özgü konuşmasını yapanlar da illaki farkını ortaya koyar, unutulmaz, hatırlanır. Tom Hooper, 2011 Akademi Ödülleri’nde en iyi yönetmen ödülünü kazanmanın verdiği mutlulukla klasikleşen teşekkür ritüellerine başlayacak derken, annesine teşekkür edeceğini ama bunun o klasik teşekkürlerden olmadığını vurgulamıştı. Çünkü bu filmini çekmesine sebep olan annesiydi. Annesinin David Seidler’ın oyununun okumalarında bulunması ve oğlunu telefonla arayarak “Yeni filmini buldum.” demesi, bu hikâyenin beyaz perdeye yansımasının ana sebeplerindendi. Bu filmi çekmesinde gerçekten teşekkürü hak eden de annesiydi.

*          *          *

Zoraki Kral… Film çok konuşuldu. Özellikle filmi, cumhurbaşkanının daha gösterime girmeden önce izlemesi gündeme getirdi. Cumhurbaşkanının korsan olarak izlediği söylentisi yayıldı, magazine meraklı ülkemiz bunu birkaç gün gündeminde tuttu. Birçok yazar da filmin böylesine konuşulur olmasından etkilenerek Zoraki Kral’a değindi. Beğenenler oldu, eleştirenler oldu… Ama bütün bunlardan öte filme en güzel yerden bakan -bence- Can Dündar’dı. 19 Şubat günü, Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde çok farklı bir açıdan değindi Zoraki Kral’a. İngiltere’de kralın zaaflarını aktaran bir filmin çekilmesiyle, Türkiye’de çekilmesinin farklarını ifşa etti. Biraz romantikti ama aynı zamanda realistliğini de kaybetmemişti.

Zoraki Kral, bu sene –tabiri caizse- ödülleri sildi süpürdü. On iki dalda aday gösterildiği Akademi Ödülleri’nin –rakipleri çok güçlü olmasına rağmen- dördünü kazanmayı başardı. Tom Hooper da şanslıydı ki, Nolan en iyi yönetmen dalında aday değildi. Çünkü aksi durumda büyük çekişmenin galibi çok farklı sonuçlanabilirdi.

Biraz da hikâyeden bahsetmek gerekirse; Hikâye, Prens VI. George’un ün salmış kekemeliğiyle verdiği mücadeleyi ve kral olma yolundaki basamakları içeriyor. Her ne kadar tarihçilerden kaçmayan hataları söz konusu olsa da bu filmin tarihi bir yönü bulunuyor, dönem filmi denilen bir tür. Biyografi, dram, tarih… Başka bir yönüyle de bir mücadelenin hikâyesi bu film, başarı hikâyesi…

Colin Firth ve Geoffrey Rush, harika bir oyunculuk sergiliyor, bunu ise muazzam bir görsellik tamamlıyor. Başarılı bir sanat yönetmeninin de etkisi söz konusu… Detaylar çok iyi düşünülmüş, her şey hikâyenin akıcılığına katkı sağlıyor adeta. Tercih edilen kamera açıları, tıpkı -çok beğendiğim- Danny Boyle’un, 127 Saat (127 Hours) ve Milyoner (Slumdog Millionaire)’deki o eşsiz, tercihleri gibi… Zoraki Kral’daki Hooper’ın kamera açıları da beni etkileyen en büyük etkenlerden. Nitekim oyunculuğu en güzel aktaran da yönetmenin tercihleri değil midir? İşte bunu, bu filmde ayan beyan görmekteyiz.

En nihayetinde, filmin sona ermesiyle o kasvetli sinema salonunun tekrar aydınlığa kavuşmasıyla koltukta çakılı kalıp, beni düşünmeye iten böyle filmleri bir başka seviyorum. Ama çoğu zaman da kıskanıyorum. Çünkü sinema için tarih öyle bir şey ki, adeta dipsiz bir kuyu. İşte bu dipsiz kuyudan neredeyse bizim tarihimizin yüzde onu etmeyecek birçok ülkenin sinema yapımları tarihten sonuna kadar faydalanıyor, bir sünger gibi emiyor tarihi. Ne var ne yok, emebildiklerini emmeye uğraşıyorlar adeta. Peki, ya biz? Biz ise, uçsuz bucaksız tarihimizin içinde uçmak yerine ancak yerdeki gölgelere takılıp kalmışız, kalıyoruz. Tıpkı Necip Fazıl’ın dediği gibi:

Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere…

Ağzıma soğuk kurtlar dolacak, gözüme kum;
Dipsiz kuyu, sürdükçe zaman, sürecek uykum…

Hâlâ sürdükçe zaman, sürecekse uykumuz; takılacak hep ayağımız yerdeki gölgelere. Öyle görünüyor ki her yeni yabancı yapımla etkilenecek; her yeni yerli yapımla da dalga geçecek, utanacağız. Başarılı olanları ise tırmandığı o çetrefilli istikametinden edecek, meyvelerini taşlayacağız. Bırakın gönlü semavi ülkelere uçmayı dileyenler uçsun; siz de yerdeki gölgelerle kalın sağlıcakla.

Halil İbrahim ÖZTÜRK

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

Kamu Yönetimi 2. Sınıf Öğrencisi

(Yazarın diğer yazılarını okumak için tıklayınız)